HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

İlk olarak İtalya’da başladı bu his. Venedik’te…

Daracık, taştan binaların sıralandığı sokaklar arasında yürüken burun kemiklerimde hissettiğim küf kokusu… 14. y.y.’da vebanın aldığı binlerce candan bir ağırlık kalmıştı sanki havada…

Tam ne acılar yaşanmıştır burada diye derin düşüncelere dalacakken vitrinde gördüğüm cam işi rengarenk biblolar beni bana döndürdü. Vaaay, süper, hey şuna bak ünlemleri arasında ufak tefek birkaç hediye aldık. Dolaşırken; sokakta kurulmuş tezgahlar üzerinde doğranmış ananaslar, mangolar, böğürtlenlerden oluşan meyve bardakları satıldığını gördük. Meyvelerin altına da küp küp buzlar koymuşlar. On numara pazarlama taktiği! Temmuz sıcağında damakla dil arasında ki o kuruluk hissi, beynin kontrolünü resmen ele geçiriyordu. “Al, al bir bardak serin serin meyve al, götüüür, yarasın! Ye beni” Birer bardak meyveyi hemen oracıkta mideye indirdik. Birer bardak da Venedik’ in ünlü Rialto Köprüsü’nün üzerinde  yemek için yanımıza aldık. Köprüye doğru yürümeye başladık.Kalabalığın içinde; çocuğu önden hızlı hızlı koşturan bir anne, ona yetişmek için kalabalığı yararken bana çarpınca sendeledim. Açıkta olan omzum taş duvara sürttü. Birkaç çizik ve hafif bir acı. Küf kokusu gene burnumdan içeri girerken Venedik’in ünlü maskelerinin ilk çıkış hikayesini anımsattı. 14. y.y.’da hastalıktan yara içinde olan bedenlerini saklamak için maskeler ardına gizlenmek zorunda kalmaları çok üzüntülü. Bundan 200 yıl sonra insanların bu acıdan artık maskeleri fuhuş, eşlerini aldatmak ve hırsızlık için kullanmaları ise çok ironik. Değil 200 yıl, 5-10 senede tüm geçmişini unutabilen insan topluluklarını düşününce küf kokusu burun deliklerimden dışarı, dudaklarıma ilerledi. Parmaklarıyla kırık bir gülümseme çizdi yüzüme.O sırada eli dokundu omuzuma; 16. y.y.’dan fırlayıp gelmiş hayalgücümün ürünün. 14-15’inde genç bir kadın. “Niye şaşırıyorsun ki bu kadar. Dilediğin herşeyi yapabilmek için maske takmak mükemmel bir ortam. Ne sosyal sınıf farkı var, ne tanınma korkusu. Herşey maskeler ardında. Hem biliyormusun; ne kadar heyecan verici yasak olana el sürmek” Ellerini önde kavuşturup, hafif belden eğildi. Gözleri gizli işler çevrimenin hinliği ile parlak. Şirin kısık ama kahkaha tadında gülerek gözünü gözüme dikti. “Ah” dedi “Rialto Köprüsü burası!”

Kuzenimle Rialto Köprüsü’ne vardığımda tüm gün yürümüş olmanın yorgunluğu ile orada bir yere çöktük. Bardakta ki meyveler, buzlu su karışımı içinde yüzmeye başlamıştı. İçinden meyveleri kurtarıp yedik. Venedik’in beklediğimiz gibi olup olmadığını tartıştık. Sabah yaptığımız gondol sefasında gondolcunun şarhoş şarkılarını anımsayıp güldük. Çektiğimiz resimlere baktık. Ne kadar az resim çektiğimize şaşırdık. Oysa bize bir sürü resim çekmişiz gibi gelmişti. Akşam yemeğini bu çevrede yemeye karar verip kalktık.

San Marco Meydanı’na doğru devam ederken 16.y.y. hologramı yine ortaya çıktı. “Bak bak” dedi, “şurada benim ailem oturuyordu. 9 Numara.” Niye peşimi vırakmıyordu… “Sen yeni şehirleri hissedip, burada yaşanmışlıkları hayal etmeyi seviyorsun. Hayalgücüne izin ver” dedi. Kuzen Zeren’e döndüm; “Bu sokaklarda kimbilir ne anılar yaşanmıştır” dedim.

Az ileride turistlere yönelik sokak şovu yapılıyordu. Aralarında Venedik Konservatuarı öğrencilerinin de bulunduğu pek çok gösteri grubuyla her köşe başında karşılaşılıyor. Onları izleyerek oyalandık.

Venedik güzel miydi?

Tek bir ağacın olmadığı su kanallarıyla ünlü taştan şehir bana pek güzel gelmedi. Yaşamayı tercih etmezdim.

Venedik büyüleyici miydi?

Kesinlikle etkileyici, insanı sarsan, tarih kokan bir şehirdi. Görmeye gerçekten değdi.

Gittiğim yerlerde oradaki geçmişle ilgili hayal kurmayı ne kadar sevdiğimi ilk olarak Venedik’te farkettim. Hele de yalnız seyahat ediyorsam… Geçen Hollanda gezimde, yine yeniden orada yaşanan bir hayatın hayalini kurarken buldum kendimi. Hayalim’de yaşattığım hayatları da neden gezipusulam’da paylaşmayayım diye düşündüm. Önümüzdeki günlerde bazı şehirleri onların ağızlarından da yazmalıyım. Tabi mekanlar gerçek, gerisi hikaye…

Y.

Reklamlar

Comments on: "Şehirler Gerçek, Gerisi Hikaye" (7)

  1. En güzeli buu

  2. Semra said:

    Biraz karışık ve değişik bir yazı olmuş

    • Yorumunuz için teşekkür ederim. Karışık kelimesini açar mısınız? Anlaşılır mı değil? Yorumlar çok çok önemli. Sonuçta kendim için yazdığımdan daha çok başka insanlarla iletişime geçebilmek, paylaşabilmek için yazıyorum. Tabi bu arada birazcık da geziye gideceklere faydam dokunuyorsa daha da mutlu oluyorum. Bu açılardan yorumlarınız çok önemli, çünkü bazen bu şekilde yazılar yazmayı da düşünüyorum.
      Teşekkürler

  3. Semra said:

    Kesinlikle anlaşılır, 2kere okumak gerekiyor. Diğer yazılardan farklı, kitap tadında kısa bir özet havası var. Arada bu şekilde yazılar renkli olabilir.

  4. S GENÇ said:

    Ben de birkaç gün önce Venedik’teydim.. Tek bir ağacın olmadığını bu yazıdan farkettim.. Paylaşımınız için teşekkürler..

  5. sinem yardımcı said:

    merhabai bıkaç hafta sonra roma’ya gideceğim, ilk kez herseını kendımın organıze ettıgı bır seyahatte bulunacagım ve sizin yazılarınız en buyuk yardımcım… tşk ederim 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: