HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Dört yıl önce en yakın arkadaşım Charlottesville’e taşındı. Onunla geçtiğimiz sene NewYork’da buluşup gezmeyi planlamıştık. Seyahat için işlerimizin en uygun olduğu dönem kurban bayramıydı. Ne yazık ki bizim için uygun olan tarihler onun tez savunmasına denk geldi. Saatlerce skype’da plan yapmaya çalışıyoruz ama nafile, boşa koyuyoruz dolmuyor, doluya koyuyoruz almıyor. Nereden baksan 5günü gidiyor, bir de yol…

taken by Asli Senkal/ fotoğraf: Aslı Şenkal

Rotamızı Amerika’ya çevirmemizin en önemli nedenlerinden biri de Aslı ile buluşmak olduğu için; o NewYork’a gelemiyorsa biz Charlottesville’ye gideriz diyerek atladık trene. Canım arkadaşım az vaktimizi dolu dolu geçirmemiz için dünya plan yapmış.

taken by Asli Senkal/ fotoğraf: Aslı Şenkal

Charlottesville’ye akşam 9 gibi ulaştık. Bizi gardan Aslı karşıladı. Şehrin CVS downtown denilen bölgesine gittik. Haftaiçi olduğu için pek fazla hareket yoktu. Caddede bir tur atıp, Charlottesville’de de neler varmış diye göz attıktan sonra ikilemde kaldık. Güzel müzik yapan bir kafe vardı, biraz müzik mi dinlesek diye düşündük. Çok yorgun olduğumuz ve ertesi gün Aslı bize yoğun bir program hazırladığı için vazgeçtik. Birer dondurma yedik. (Burada dondurmalar bizim ülkemize göre daha cıvık oluyor ama lezzeti güzeldi.) Sonra evin yolunu tuttuk.Çocukluk arkadaşımla dünyanın öbür ucunda buluşmak, evini ziyaret etmek garip gelmişti. Duvarında beraber çekildiğimiz birkaç resmimiz asılıydı. Onu uzaktayken ne kadar özlediğimi düşündüm.

Çay mı içsek derken, ertesi günün yoğun programına enerji toplamak için hemen uyumaya karar verdik. Yatmadan Aslı bize bir sonra ki günün planını anlattı. Tüm seyahatleri ben planladığım için bu sefer bilen biriyle dolaşmanın keyifini sürecektim. Genelde eşim bir yere giderken, falanca müze, filanca meydan… görmek istediği yerleri söyler, gerisine karışmayı sevmez. Bahanesi de hazır evin gezi işleri planlama müdürü sensin 🙂 Ben de seviyorum ya, sorun yok.

Sabah Charlottesville’de hava çok güzeldi. Serin ve temiz bir hava. Hemen kahvaltıya gittik. Kahvaltımız tam Amerikan tarzı; sofrada bol tatlı, az tuzlu. Peyniri sabah kahvaltısında değil salatalarda ve şarap yanında görüyoruz. Çok lezzetli pancakeler söyledik. Türk işi çeşni olsun diye, bir de ortaya omlet. Pancakeler böyle 4-5 kat pancake ekmeği üzerine seçtiğiniz sos ile servis ediliyor. Biz de çilekli ve çikolata soslu pancake söyledik. Porsiyonlar çok büyük. Ye ye bitmiyor. Tıka basa doyduktan sonra, Jefferson Evini ziyaret etmek için yola çıktık. Thomas Jefferson Amerika için onemli bi figur. Amerikanin 3. baskani ve “Decleration of Independence”ın -Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin- büyük ölçüde yazarı. Hatta ölüm tarihi de yine 4 temmuz. Bir de tabi University of Virginia’nın kurucusu. Thomas Jefferson’un evi, 5km kadar şehrin dışına doğru, küçük bir tepenin üzerinde kurulu. 2 arabanın kolaylıkla geçebileceği geniş bir yol olmasına rağmen tepeye kadar arabayla çıkılmıyor. Sanırım yukarıda park problemi var. Aşağıda bilet gişelerinde arabayı park edip, oradan ücretsiz otobüslerle yukarıya ulaşım sağlanıyor. Ev, Monticello -italyanca “küçük dağ”- olarak isimlendiriliyor. Aslında, evin kendisi ile beraber Jefferson’un tarım ve bitki deneylerini yaptığı bahçelerin, hepsinin genel adı Monticello. Tamamen kendisi tasarlamış. Avrupa’da bulunduğu sürede çeşitli mimari yapılardan etkilenmiş ve Amerika’da kendine, özgün bir konut inşa etmiş.20 küsür odalı evi gezerken en çok sevdiğim odalardan birisi yatak odası ve çalışma odasıydı. Bu odaları içiçe tasarlamış. Tüm hobilerinden bir parça eşya görebiliyorsunuz. Teleskopu, yazı yazma masası, kitapları ve teras şeklinde balkonu. Burada vakit geçirmekten çok hoşlanırmış. Kim hobilerinden oluşmuş bir odada vakit geçirmeyi sevmez ki. Yemek odasında ki porselen yemek takımı da çok güzeldi. Thomas Jefferson lükse, aşırı düşkün olmalı. Zamanında bu eşyaların çoğunu Avrupa’dan satın almış ve 84 sandık içinde gemi ile getirmiş. Ortam şatafatlı, her eşya ayrı güzel ama musluğu açtınmı su ellerine dökülmedikten sonra nereye kadar… 2 gün yaz sıcağında sular kesiliyor, bunalmamak elde değil.Tüm evi gezdikten sonra bahçede ve tarla kısmında biraz daha oyalandık. Bahçe çok bakımlıydı. Burada yetişen ürünler; Monticello çalışanlarına ve akrabalarına dağıtılıyormuş. Dönüş servisini beklemeyip aşağıya yürüyerek dönmeye karar verdik. Karşımıza “No pedestrians beyond this point” (bu noktadan itibaren yaya geçemez) yazısı çıkana dek güzel güzel iniyorduk. Sonra yürürüz ne olacak ki diye düşünürken, yoldan geçen servis bizi almak için yanımızda durdu. O vakitten sonra inat etmedik bindik servise uslu uslu arabayı park ettiğimiz yere döndük.

Y.

Reklamlar

Comments on: "Charlottesville I: Amerika" (1)

  1. Çiko said:

    Amerika ilgimi çekmiyor ama gün arası mola verip yazılarınızı okumayı çok seviyorum. Yazmaya devam!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: