HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Amsterdam’a kara yolu ile gitmiyorsanız, büyük bir ihtimalle şehre Amsterdam ana tren garından giriş yaparsınız. Hiç aklımda yokken, Amsterdam’a yolum iki kez düştü. İlk gidişimde Almanya’dan trenle Ams. tren garına, ikincisinde ise Türkiye’den uçakla Schipol Havalimanı’na vardım. Farketmiyor, Schipol Uluslararası Havalimanı’ndan da tren ile 20dakikada ana tren garına ulşılıyor. (2011 bilet ücreti 3,60€)Tren Garı’ndan hemen çıkışta solda, turist bilgilendirme ofisi var.  Toplu taşıma araçlarını sık kullanacaksanız; sınırsız otobüs ve tramway kullanabileceğiniz günlük, üç günlük ulaşım kartlarından alınabilir. Bisiklet kiralamak şehir içinde gezmek için güzel bir alternatif. Amsterdam’ın gece hayatına yakın olmak isteyenler, Leidseplatz çevresi veya tren garının çevresinde bir otel ayarlasa daha rahat eder.

Biz ikinci gidişimizde otelimiz biraz uzak olduğu için toplu taşıma araçlarını daha çok kullandık ama ilk seferde hemen garın paralelinde Flying Pig Downtown Hostel’de kalmıştım. Her yere yürüyerek ulaşabilmiştik. Süperdi! Bir yeri en güzel tabanway olarak keşfediyorsun…

Amsterdam’ı ilk ziyaretimde Sabrina ile Merkez tren İstasyon’unda indik. Önce hostelimizi bulup, eşyalardan kurtulduk. Yarım gün kadar Amsterdam’da şehir turu yaptık.

Dam Square (Bu meydan’da devamlı müzik yapan, gösteri yapıp para toplayan gruplarla karşılaşılıyor. Hep hayat dolu, hep kalabalık),

Red Light District ( Bu cadde’nin sabahları ne kadar masum ve sıradan gözüktüğünü görünce biraz şaşırdık.),

China Town’u (Akşam uzakdoğu yemeği yemeyi planlıyorduk 🙂 )

gezdikten sonra Anne Frank Evi’ni görmek için yolumuzu şehrin batısına çevirdik.
Yolda öğle yemeği olarak, Amsterdam’da üçgen külahlarda satılan patates kızartmalarından yedik. Bol yağlı-çok kalorili. Kanalların üzerinde ki şirin köprücüklerden geçerek Anne Frank’ın Evi’ne ulaştık. Evi ziyaret ettikten sonra Madame Tussouds’, Sex Müzesi ve İşkence Müzelerini’de ziyaret ettik. Kendimizi iyice bunalım hissettikten sonra açık havaya çıkmak ve kanalları izlemek iyi geldi. Çin Mahallesi’nde gözümüze kestirdiğimiz küçük bir restauranta oturduk. Çok lezzetli uzakdoğu yemekleri yedik. Tüm gün aralıklı yağmur yağmıştı. Üstümüz sırılsıklamdı. (Yağmurdan ıpıslak olan ve sonra eciş-bücüş kuruyan haritam’da koleksiyonumun en nadide parçalarından biri olacaktı.) Hostelimize dönüp, üstümüzü değiştirdik. Lobide dj müzik vardı. Birşeyler içip, dans edenleri izledik. Saat daha 10’u gösteriyordu ama sabahın 6’sından beri ayakta olduğumuz için aşırı yorgunduk, erkenden uyuduk

İkinci gidişimde eşimleydik. Onunla daha önce gitmeye vakit bulamadığım Leidseplatz (Leidse Meydanı) ve “I amsterdam” yazılarının bulunduğu meydana da gittik. “I amsterdam” yazısının önü çok kalabalık oluyor. Yazının önüne geçip de fotoğraf çektirmek istersen çektir, çektirebilirsen… Ayrıca geçen sefer gidemediğim için çok üzüldüğüm VanGogh Müzesi’ne gidebildiğim için çok mutlu oldum. Amsterdam ile ilgili eşim en çok yaptığımız kanal turunu ve evlerin mimarisini beğendi. Ortak kararımız Amsterdam bir kere görmek için ideal ama iki kere görmenin gerek olmadığı bir şehir.

*Daha sonra adı geçen müzeleri ayrı ayrı anlatan bir yazı hazırlayacağım.

Y.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: