HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Diğer /Others’ Category

Marathonda Kim Kaç Km Koşuyor?

Bu blogu açalı tam 2 sene oluyor. İlk günler günde birkaç kişi bakmışmıdır diye nasıl heyacanla bekliyordum anlatamam. Gezipusulam’ı benimle paylaşan kişilere yeni bir kişi eklendikçe; o heyecanı kaybetmediğimi görüyorum ve mutlu oluyorum.

Gezipusulam’da genelde duygularımı çok geri planda bırakarak, gezi sırasında edindiğim bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Ama bugün farklı bir yazı olacak. İnsanlar çok farklı duygularla gezilere çıkıyorlar. Bendeki bu gezi aşkı; merak,  macera arayışı yanında bambaşka bir ihtiyacı da karşılıyor sanki…

Tanıştığım her yüzde onun arkasındakileri düşünmek onunla empati kurmak yeni edindiğim özellikler değil. Etrafımdakilerin korkularını, hırslarını, neşesini ilkokul zamanlarından beri görebiliyordum. Bunları görmek, kimi zaman insanlar hakkındaki umutlarımı yitirmeme, bazen onlara uzanabilen bir el olmama, bazende aşırı derecede güven içinde hissetmeme neden oluyordu.

İnsanların ben “bir karıncayı bile incitemem lafından sonra” arkadaşlarının arkasından nasıl insanlara zararı dokunabilecek şekilde dedikodu yapabildiğini vs… gördükçe,   en zor tahlil ettikleri kişilerin kendisi olduğunu gördüm.

Başkalarında gördüğüm bu özellik kendime daha objektif olmamı sağladı. Bu birkaç günde olmadı elbet, ama en son aşaması uzun bir yurtdışı seyahatinde gerçekleşti. En büyük deneyim hayatın içinde zamanımızın ne kadar kısıtlı olduğunu görmekti. O günden beri kimseyi değil hep kendi kendimi geçmek için uğraşıyorum. Bu kademeye geçmek çok zamanımı aldı. Ancak hayat marathonunda etrafımdakilerin en fazla kaç km koştuğu değil; benim bir gün önceye göre kaç km koştuğum önemli.

Düne göre bugün hangi şeyi daha çok biliyorum? Bu bilgi ile yardım edebileceğim yararlı olabileceğim bir konu, bir kişi, bir… var mı?

İşte geziler de bu işin bir parçası. Affetmenin, insanları olduğu gibi kabul etmenin, yeni edineceğim bilgilerin bir adımı.

Hepinize bol gezili ve hoşgörülü bir hayat diliyorum:)

Y.

Reklamlar

Peru’ya Gitmeden Hazırlıklar

Peru seyahatine çıkmadan; Google Map’i açıp gideceğim yere bakıyordum. Türkiye’ye baksam, Peru Dünya’nın arkasında kalıyor; Peru’ya baksam Türkiye gözükmüyor.Machu Picchu

3 ay önceden Uçak biletini de almışız. Tam hazırlıklara sıra geldi derken, canım annem rahatsızlandı.  Askıya aldık tüm araştırmalarımı. Peru hani!; Dünya’nın diğer tarafı… Bir hafta kala ayarlarım herşeyi diye düşünüyorsun, ama öyle zınk diye gidilmiyor. Sağlık kontrolleri var, nerede ne yemeli, nereye gitmeli araştırması var, vize alması var.  Yayılarak veya sıkışarak işlerinizi tamamlamanıza bağlı olarak; 3 hafta ile 1,5 ay arasında bir süre hazırlıklar için yeterli.

İnternet araştırmaları, sıkıştırıp son hafta yapılıyor ama sağlık kontrollerini en az 1,5 ay öncesinden başlatmak gerekiyor. Hayatımızdaki tüm streslerden, yılın yorgunluklarından kurtulmak için çıktığımız seyahatlerde, başım başım diye otel odalarında uyumak hoş olmasa gerek.

Vize Alımı

Yalnız Ankara’da bulunan Peru Büyükelçiliği’nin iletişim(mail) bilgilerine  mail atarak Peru’ya gitmek istediğinizi yazıyorsunuz. Size gerekli belgeler ve başvuru prosedürü gönderiliyor.Lama in Peru

Sağlık Kontrolleri

Peru coğrafi olarak ilginç bir ülke, Bir yandan iç kesimlerde amazonlar gibi balta girmemiş ormanlara sahipken diğer yanda kıyı hattı boyunca kuzeyden-güneye hat oluşturmuş And dağları var. Bu nedenle çok yükseğe kurulmuş şehirleri mevcut. Eğer Peru seyahatinizde 2000- 2500 metrenin üstünde kurulmuş şehirlere seyahat etmeyi planlıyorsanız; (Peru’nun en önemli durağı Machu Picchu’ya 3200 metre yükseklikte Cusco şehrinden gidiliyor) oksijenin yetersiz gelmesi nedeniyle, bazı bünyelerde soruna neden olabiliyormuş. Ama dediğim gibi bünyeden bünyeye farkedebiliyor. Biz ilk birkaç saat biraz daha hızlı nefes almak dışında pek bir rahatsızlık hissetmedik, ancak bizden bir yıl önce Cusco’ya giden bir tanıdığımız ilk gün oldukça zorlanmış.

Yükseklik Hastalığı olarak bilinen bu sorunları daha hafif atlatmak için kişinin alabileceği bir takım önlemler var.

-Bol su içmek,

-Peru’da her yerde bulabileceğiniz kokain yaprağından yapılan (işlenmemiş olduğu için uyuşturucu değil) koka çayı içmek. Metabolizma hızınızı yavaşlatarak oksijen ihtiyacını azaltıyormuş. Ancak 2 bardaktan fazla içince; çok fazla uyku getirebiliyor,

-Yükseğe ilk çıktığınız gün çok fazla efor sarfedeceğiniz aktivitelerden kaçınmak,

-Alkol ve çok yağlı yiyeceklerden kaçınmak, mümkünse hafif beslenmek.

*Tabi en güzel ve doğru bilgileri böyle bir seyahate çıkmadan önce danışacağınız doktorunuz söyleyecektir. Yukarıda saydıklarım, bizim oradayken uyguladığımız, yerel halkın bize önerdiği ve internette de hemen hemen aynı bilgileri okuduğum bir takım tavsiyeler.

Doktorlar, yükseğe çıkmadan önce oksijenin taşınmasını sağlayan bazı kan hücrelerinin sayım değerlerine bakarak; kişinin orada çok sorun yaşayıp yaşamayacağını az-çok tahmin edebiliyorlar. Ayrıca önlem olabilecek ilaçlar yazıyorlar.

Sağlık kontrolü olarak ikinci önerim de devletin seyahat sağlığınızı ücretsiz danışabildiğiniz bir internet sitesi bulunuyor. Peru’ya gitmeden önce olmamız gereken aşıları siteden öğrendik. Aslında bu sadece Peru gezileri için değil, Dünya’nın neresine giderseniz gidin seyahatten en az 1 ay önce kontrol edilmesi gereken bir site.

-Ülkemizde olmayan, başka ülkelerde olan hastalıklar olabilir.  Aşı yaptırmanız gerekebilir. Her aşının kendine göre bağışıklık oluşturma süresi var. Yani bugün aşıyı yaptırıp yarın yola çıkamıyorsunuz…

-Ülkemizde karşılaşmadığımız, başka ülkelerde var olan tehlikeli hayvanlar olabilir.

-Normalde o ülkede olmayan ama kısa bir süre önce beliren yeni bir hastalık olabilir.

Sağlığınızla ilgili tüm soruların cevaplarını bu sitede bulabilirsiniz.

Ne yenir, ne içilir?

Peru’da 3000 çeşite yakın patates, 30 çeşit kadar mısır bulunuyor. Minicik bebek havuçlar, üzümden daha küçük domatesler falan… Hal böyle olunca; evet yemek tavsiyesi için küçük bir liste yaptım 🙂 Ancak seçtiğim restaurantları ve yiyecekleri önümüzde ki günlerde ayrıca anlatacağım.

Sevgiler

Y.

Roma’da Mütevazi Bir Lezzet Durağı

Roma’ya iki defa yolum düştü. Bir şehir hiç mi boş olmaz, yılın her dönemi mi bu kadar hareketli olur…

I have been to Rome twice. The city always brim over with tourists… That’s why there are many spoiled restaurants acting as the king of the world. One of the restaurant did not want to serve us, since we did not want to order some drink with our main dish… Thanks to them because we came across one of the prettiest restaurant while poking around… Mario’s Restaurant

Hediyelik eşya satıcıları, restaurantlarda çalışanlar o kadar rahat ve umursamaz ki… evine iki ekmek götüreceğim diye didinen esnafı düşününce içi buruluyor insanın… Nasılsa bir müşteriyi kaybetse diğeri hemen o açığı kapatıyor. Müşteri sadakatiymiş, devamlı müşteriymiş… Hiç öyle dertleri yok!

Mario’s restaurant Kroki

Hatta bazı restaurantlar hiç boş kalmadıklarından olsa gerek işi şımarıklığa vurmuşlar, müşteri seçiyorlar. Aşk çeşmesi etrafında ki restaurantlardan biri; o gün yemekte içecek istemediğimiz için bizi dışarı atacak kadar ileri götürdü bu şımarık tavırlarını.

O şaşırmış ruh haliyle, biraz da tatilimizde böyle kötü bir tecrübe edinmiş olmanın gerginliği ile iştahımız kaçtı.  Colosseum’a doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde sevimli mi sevimli, üstelik çok da kibar çalışanlara sahip bir restauranta denk geldik. “Mario’s Restaurant”

The dishes tasted delicious. Most of the restaurants in Italy, charge you for serving. Serving is free of charge which is also a plus in Marios’s Restaurant! I definitely recommend you to visit Mario’s Restaurant, if you are in Rome! The restaurant is 10-15 min. far away from Colosseum by foot! I drew a layout for you! Bon appetit!

Hem de Roma’da yediğimiz en lezzetli yemeği yemiş olduk. Üstelik İtalya’da hemen hemen her restaurantta alınan coperto(ekmek ve servis parası)ücreti alınmıyor!  🙂

İtalya’da bulunduğum süre boyunca en güzel makarna’yı burada  yedik.

Colosseum’dan yürüyerek 10-15 dk. Sizin için krokisini çizdim 🙂

Afiyet olsun!

Y.

El Elden Üstündür

Bir kaç gün önce Valizimde olmazsa olmaz yazımı yayınladım. Aklımıza ilk anda gelmeyen ama gezi süresince yanımızda olmazsa; o geziyi kabusa çevirebilecek, alınması gerekenleri yazdım. Ancak bir geziye hazırlanırken; bazen bırakın akla pek gelmeyen eşyaları -diş fırçası, çorap- gibi çok gerekli olanları bile yanımıza almayabiliyoruz.

Nihani Bey; o gün bana, her tatilden önce gidecek eşyaları kontrol etmek için hazırladığı listeyi  mail attı. Oldukça detaylı ve  işinize yarayabilecek bir liste olduğu için buradan paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim

geziye-veya-tatile-giderken-alinacaklar

Valizimde Olmazsa Olmaz

Geçtiğimiz sene leyleği havada gördük. Yıllık izinlerimizde çıktığımız tatillerimizden ayrı; ocak ayından beri, her ay şehir dışında bir arkadaşımız evlendi. Orçun’un devamlı iş seyahatlerine çıkmasını saymıyorum bile. Normal koşullarda kilerde duran valizimiz, kilerde ki yerini unuttu; evin ortalık yerinde hazır asker gibi bekliyor. Ben de sık sık hazırladığım valizler sayesinde, eşya toplama sanatında kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Deneyim kazandıkça, valiz hazırlarken hiç aklımıza gelmeyecek ama seyahatte hayat kurtarıcı eşyalar olduğunu farkettim. Hatta geçtiğimiz aylarda gezgin grubumuzla da bu konuyu tartıştık. Benim de aklıma gelmeyen birkaç eşyayı daha hatırlattılar. Bavulunuzu hazırlarken yardımcı olması açısından size bir “valizimde olmazsa olmaz listesi” hazırladım.

Çok yürümekten oluşan pişiklere veya güneş altında gezmekten oluşan yanıklarına Bepanthene Krem,

Soğuk rüzgara maruz kalabilirsiniz. Suda eriyen C Vitamini,

Alerji Hapı,

İğne iplik, Çengelli iğne,

yarabandı, kas gevşetici merhem,

fotoğraf makinesi, güneş gözlüğü,

güneş kremi, şapka

kimlikler ve az para, daha ziyade kredi kartı!

bulunduğunuz bölgenin yol haritası,

Yurtdışına gidecekler için ayrıca;

pasaport,

yurtdışı sağlık sigortası,

asya ülkeleri gibi, gidilen yerlerde ingilizce bilme oranı çok düşükse sözlük.

Benim aklıma gelmeyen sizi ekleyecekleriniz de var mı? Şimdiden keyifli seyahatler…

Y.

Turist misin – Gezgin mi

Bugün sırtçantalı gezi severlerle Alsancak’ta toplandık. Gezip, gözlemlemeye, keşfetmeye meraklı sirtcantalılar, bizler…  Konumuz; gezginlik felsefesi, yöntemimiz interaktif sohbet etmek oldu. Ben de geçtiğimiz son 4 saati kaleme almaya karar verdim.

4 saat önce…

Alsancak Kıbrıs Şehitlerinde yürüyorum, her daim ışıklı ve kalabalık cadde… Seviyorum burada dolaşmayı. İstanbul İstiklal’in minyatürü gibi geliyor bana. Bazen konservatuar öğrencileri, çeşitli gruplar müzik yapıyorlar burada. O zaman daha da keyifleniyorum. Bugün müzik yok çünkü yağmur atıştırıyor. Kitapçıya doğru yönelmişken saatimi kontrol ediyorum, vakit yok rotamı Muzaffer İzgü Sokak’a çeviriyorum. Sırtçantalılar şubat buluşması 19:30da.

3 saat önce…
Gezgin Felsefesi üzerine konuşuyoruz. Gezginlik cesaret mi gerektiriyor? Gezginlerin seyahat tarzı onları diğerlerinden daha mı farklı yapıyor? Gezgin ve turist arasında ki farklar masaya yatırılıyor. Gezginin zaman zaman bencil olduğundan, belki olması gerektiğinden bahsediliyor. Turistin herhangi bir restaurantta herhangi bir yemeği yerken, gezginin şefin spesyalini arayıp bulduğu, turistin gittiği yerde ki evlerin fotoğraflarını çekerken gezginin çoktan o evin sahipleri ile masaya oturup kadeh tokuşturduğu gibi ayrışmalardan bahsediliyor. Gezginin gittiği yerde ki halkın yaşamına ayak uydurduğu, gezi arasında hiçbir şey yapmadan birkaç gün kaldığı yerde kitap okuyarak zaman geçirebileceği konuşuluyor.

1 saat önce…
Buluşmadan dönüyorum. Soğuktan ürperiyorum, yağmurda yağıyor zaten… Tam düşünme havası… Konuşulanları aklımdan geçiriyorum. Her şey bir bir aklımdan geçiyor da; en çok Pınar’ın tam ayrılmadan önce söyledikleri kafama takılıyor. “Gezgin ve Turist olarak kesin ayrımlar yapmak doğru mudur? Gezgin biride zaman zaman turist olarak gezmekten keyif alabilir, ya da turistik geziler yapan bir kişi bir gün gezgin mantığıyla hareket edebilir.”

Turist Ömer, Gezgin Ahmet…  Bu kavramlar bir ismin önüne gelebilecek sıfatlar olabilirler mi? Sonuçta uzun boylu, kısa boylu olmak gibi birşey değil ki. Hayatımızın belli dönemlerinde gezgin, belli dönemlerinde turist olabiliriz. Bir insan neden kendine gezgin denilmesini ister. Bu onu turistten daha mı farklı yapar, boyu mu uzar? Bu kadar da önemli midir? Bir insanı gezgin yapan şey o insanın daha cesur olduğunu mu gösterir, korkuları olduğu halde daha çok risk alabildiğini mi? Gezginlik kavramında da hayatın bazı noktalarında olduğu gibi bir kadın-erkek farkı var mıdır? Erkek olmak 1-0 önde mi başlatır bilinmeyene tek başına yolculukta. Tek kişilik uzun seyahatlerde bayanlar ile daha az karşılaşıyoruz, kendilerini daha korumacı ve garantici yaklaşıyorlar. Bu bütün kültürlerde çocukluktan itibaren öğrenilmiş bir davranış olabilir.

En önemlisi, internet bu kadar elimizin altında, paylaşımlar bu kadar fazla iken bir Evliya Çelebi olmak mümkün değil gibi gözüküyor. Keşfedilememiş bir yer kaldımı ki? Çoğu insan için uzun süreli ya da kısa süreli turist de diyebiliriz.

Pınar ile son anda yaptığımız ikili muhabbetten çok keyif aldım. Turist ve gezgin arasında gidip gelen seyahatler yapmıyor muyuz? Bir gezide, bir gün gezgin gibi takılıp diğer gün turist olarak takıldığımız olmuyor mu? İlla tasını tarağını toplayıp, önünü görmeden yola koyulmak lazım değil. Bankada fon tipi almak gibi… Birinde riski azaltırsın ama kazancın da azdır, birinde risk alırsın ama o yolculuktan çoğu insanın tecrübe edemediği bir güzelliği yaşayarak dönersin ya da … Ama ikisinde de fon alırsın sonuçta amaç kazanç sağlamaktır. Burada da amaç gezip görmek. Gezgin gibi daha detaylı, daha gözlemleyerek, daha öğrenerek… Turist gibi genel fikir edinerek, hava değişikliği yaşayarak, o kültürde ki insanlarla biraz olsun sohbet ederek. Belki sonra turist olarak gittiğiniz bir kültürü merak eder, gezgin olarak bir daha oraya yollara düşersiniz kim bilir…

Sizce turist misin, gezgin mi ayrımını yapmak doğru mudur, gerekli midir? Belki de soru gezgin ruhunun içinde bir yerlerde olup olmamasıdır.

Y.