HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Ülkeler /Countries’ Category

Dünya Harikası Machu Picchu I

Peru gezimizin en muhteşem günü başlamak üzereydi. Peru’ya İnka’ların armağanı Machu Picchu’yu görecektim.Machu Picchu ve Ben

Gece’yi Sonesta Posada Del Inca Sacred Valley Yucay otel’inde  geçirdik. Machu Picchu’ya gitmek için Urubamba İstasyonu’ndan trene binecektik. Sabah 5 gibi uyandık. Dağların arasında kalmış kasaba’nın huzurlu bir havası vardı. Burada zaman biraz daha yavaş geçiyor gibiydi. Az uyumuştuk ama dinç kalkmıştık. Possada Yucay OteliSonbahardan kışa geçiyormuş gibiydi hava. Ürpertici ama buz gibi değil. Temiz havayı israf etmek istemediğim için bilerek daha hızlı nefes alıyordum sanki. Giyinip, kahvaltı etmeye gittik. Açık büfe kahvaltıda; mozarella peyniri, zeytin çeşitleri, domuz pastırmaları, amerikan usulü pancake ve şurupları, poğaça ve çörekler, çeşit çeşit kornfleksler, çorba, sınırsız çay, süt, portakal suyu vardı. Daha önce ki yazılarımda bahsetmiş miydim acaba, şu ana kadar ziyaret ettiğim ülkeler arasında, bizim kahvaltı kültürümüze en çok benzeyen ülke Peru idi.Kendimize göre birşeyler seçip atıştırdık.

Sabah 6’da otelden bir taksi ile Urubamba tren istasyonu’na gittik. Kaldığımız otelden istasyon yarım saat mesafedeydi. Tren 6:45 de gideceği için yolda içimden kaç kere “lütfen geç kalmayalım” diye geçirdiğimi hatırlamıyorum. Taksimizi alman bir çift ile paylaştık, onlar da dakiklik konusunda aşırı hassaslar. O an takside ki gergin atmosferi anlatamam. Machu Picchu’yu ziyaret etmek isteyenlere önemli bir uyarı: Buraya her gün belli sayıda ziyaretçi kabul ediliyor. Tren İstasyonu/ PeruTren biletleri ise çok önceden bitiyor. Yani aylar öncesinden aldığınız treni kaçırırsanız, tren bileti bulmanız lotoda 6lı tuttur gibi şansa kalırmış. O yüzden istasyona 45 dakika erken gidecek gibi yola çıkmakta fayda var. Kasabalar arası yollar hep düzgün değil, yağmur yağar ve heyelan olursa ucu ucuna yetişme şansı olmayabilir. Neyse ki biz kuru sezonda Peru’daydık ve yolda problem yaşamadan trene yetiştik. (Peru’nun iklimi ülkemizden çok farklı. Ocak-Mart arası ıslak sezonun en fazla yağmur alan ayları)

Urubamba tren istasyonu dağların arasında vadiye kurulmuş. İstasyona vardığımızda, 216 nolu tren bizi orada bekliyordu. Hakikaten masal gibi bir tren yolculuğu yapacaktık: Machu Picchu trenimizŞöyle bir tren yolu hayal edin. Sağ tarafınız dağ… Öyle ki; zaman zaman trenin üzerini çatı gibi örten kayalıklar, elinizi dirsek mesafesinde uzatsanız değebileceğiniz kadar yakın.  Aynı zamanda amazon ormanlarının başladığı yerler buralar, kayalıkların olmadığı zamanlarda sağ pencereden balta girmemiş ormanların manzarası… İki, üç metre içeri doğru yürüseniz; ağaçların dalları yolları kapladığı için yürüyemezsiniz.Değecek Kadar Yakın Sağ tarafınız böyle bilinmezlikler içinde iken; sol tarafınızda dağları ayıran bir nehir. Tren yolu bazı yerlerde o kadar daralıyor ki bir trenin sığabileceğinden fazla, 20 cm daha yer yok… (Bu manzarayı en şanslı izleyenler trenin en önünde oturan turistler. Resmen torpilli tren yolcuları. Trenin makine kompartmanı sadece yarısına yapılmış. Yani 1 ve 2 nolu koltukları alanlar, makinistin bakış açısından bu keyifli manzarayı izleyebiliyor. 1 ve 2 nolu tren koltuklarıO gün en ön sırada oturan turistlerin sevinçlerini görmeliydiniz. Bizim koltuğumuz önden 3.sıradaydı. En öndekileri kıskanmadım dersem yalan söylerim, ama yinede koridordan biraz görüş açımız vardı 🙂 Trende yemek de veriyorlar. İçecek, sandviç ve meyve tabağından oluşan bir menümüz vardı.Tren Menüsü

Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuk sonunda MachuPicchu’ya vardık. daha doğrusu MachuPicchu’da yaşayan insanların yerleşim yerine demeliyim. Tarihi şehir Machu Picchu’ya çıkmak için buradan otobüse biniyorsunuz. (Bu söylediğim en hızlı yöntem. Gece yerleşim yerinde çadır kampı kurulup, gün ağarmadan tarihi şehire tırmanan grup turları var. Machu Picchu’da güneşin doğuşunu selamlamak için harika ve bildiğim kadarı ile tek yöntem. Ne yazık ki biz bu olasılığı otelde tanıştığımız kolombiyalı bir çiftten öğrendik.)

Otobüsler 15-20 dakikada bir karşılıklı olarak yukarıdan-aşağıya, aşağıdan-yukarıya hareket ediyor. Aldığınız otobüs bileti bir kez yukarı çıkmak, bir kez de aşağı inmek için geçerli. Ama istediğiniz saatte ki otobüse binebilirsiniz. MachuPicchu’yu günlük ziyaret edebilecek kişi sayısı belirli, onun üzerinde kişi şehre giremiyor. Bu nedenle bu geziyi daha planlarken, giriş biletlerinin tarihini ayarlamalısınız.

Biz MachuPicchu’da gecelemeden akşam Cusco’ya dönecektik. Vakit kaybetmeden otobüs ile MachuPicchu’ya çıktık. Çıkış yolu muhteşem bir manzaraya sahipti. Uçurum manzaraları hep sevmişimdir. MachuPicchu’lu otobüs şoförleri o yola artık o kadar alışmış ki, nasıl bir hızla o dar virajlara girdiklerine şaşırabilirsiniz. Fotoğraf çeke çeke, sonunda tarihi şehir Machu Picchu’nun girişine ulaştık. Şehrin içinde anlatılacak, görülecek pek çok şey var. Tüm o detayları bir sonra ki yazıda paylaşacağım.

*Peru yazılarında Lima ve Cusco’yu atlayarak, en merak uyandıran bölge olması nedeniyle Machu Picchu’ya geçtim. Bu yazıları bitirdikten sonra tekrar o bölgelerde ki gezilip görülecek yerlere döneceğim.

Y.

Reklamlar

LİMA I

Peru’nun başkenti Lima

Lima is the capital of Peru

İstanbul’dan Fransa aktarmalı Peru uçuşumuz bitmek üzereydi. Aralarda beklemeler dahil 27 saattir yoldaydık. Nihayet pencereden baktığımızda Lima’nın üzerindeydik. Direkt otelimize gittik.Lima Havaalanı’na indiğimizde kendimizi farklı hissettik. Camların arkasında korumalı oturan pasaport memurları yoktu. Banka veznesi gibi pasaport kontrol masaları, bizi zamanda bir 15 yıl geriye götürdü.

Havaalanından otele gitmek için ve daha sonraki gün gezeceğimiz rotalar için transfer aracını Türkiye’de iken ayarlamıştık. Elinde isim pankartıyla şoförümüz bizi çıkış kapısında bekliyordu. Otele giderken geçtiğimiz caddeler oldukça genişti ve devam eden çevre düzenlemeleri vardı.gezipusulam.wordpress.com/lima5 Evler yolun iki tarafında, bir veya iki katlı, renkli, gecekondu tarzında yapılardı. Şoförümüz ekstra bir yer gezmek istersek taksileri otelimizin ayarlamasının daha güvenli olduğunu söyledi. Miraflores gibi turiste çok alışık olan bölgelerde çok sorun yaşamazmışız. Ancak daha uzak bölgeleri keşfetmek istersek hırsızlık konusunda ekstra dikkatli olmamız konusunda bizi uyardı.

Otelimize akşamüstü 5 gibi vardık. Otelimiz Miraflores bölgesindeydi. Havaalanından gelirken geçtiğimiz yolların aksine bu bölge daha bakımlıydı, yüksek binalar ve heykeller ile süslenmiş parklar bulunuyordu. Yanımızda sadece Dolar olduğu için zaman kaybetmeden bir döviz ofisi bulup biraz para bozdurmamız gerekiyordu. Peru’nun para birimi Nueva Sol(PEN). Resepsiyondaki çocuktan, yakınlarda ki döviz ofislerini ve birşeyler yenilebilecek yerleri öğrendik. Yürüme mesafesinde birkaç blok ötede döviz ofisinden biraz para bozdurduk. Sonra sahile doğru yürümeye başladık. Okyanusdan 2km kadar içerideydik. Hep söylüyorum bir şehir en güzel yürüyerek ya da bisiklet ile keşfediliyor. Gözlem şansı daha fazla. Enteresan birşey görünce, durup inceleyebiliyorsun. Lima’da ilginç birşey varsa o da birçok binanın çevresinde elektirikli veya dikenli teller olması veya bazı bakkalların satışı hapishane parmaklığı gibi koruma duvarlarının arkasından yapmasıydı. gezipusulam.com/Lima1Bundan daha ilginci ise bu kadar önlem alınmasından aşırı güvensiz hissi vermesi gerekirken, kendimizi çok güvende ve huzurlu hissetmemizdi. Bunu daha sonra bir rehbere sorduk. Lima birkaç sene öncesine kadar sokakları oldukça güvensiz, terör olaylarının olduğu bir şehirmiş. Bu yüzden eskiden bu şekilde önlemler alınabiliyormuş. Ama şu anda bu olayları bastırabilmişler. Macchu Picchu gibi dünya harikası yerler sayesinde turizm gelirleri ve sahip oldukları maden ve doğal kaynak gelirleri ile %8 – 9 oranında ekonomik büyüme yakalamışlar. Starbucks gibi birkaç bilindik marka görsekte, genelde bizim ülkemizi saran tanınmış markalar daha Peru’yu keşfetmemiş. Sokaklar, lokal markalar ve mağazalar ile dolu. Yol üzerinde seyyar arabalı manavlar geziyor. Arabalar eski görünümlü. Halkın %60-70inin ekonomik durumu iyi gözükmüyor. Tabi birkaç sene sonra Lima’yı ziyaret eden birisi çok daha gelişmiş bir görünüm ile karşılaşabilir. Ne de olsa dünya hızlı bir değişim içinde.

Lima’yı Türkiye’den bir yere benzetip, örnek veremiyorum.  İlk bakışta çok da estetik görünmüyor. Lima’da zaman geçirdikçe sempatik gelmeye başlıyor. Kendini parklara atmış gezmeyi seven insanlar, o güzelim okayanus manzarası ve dalga sörfçüleri… Isınıyor insan.gezipusulam.com/Lima3

Döviz bürosundan okyanusa yürürken birsürü kontörlü telefon ofisi gördük. İçersi tıklım tıklım. Cep telefonu bizdeki kadar yayılmamış belkide. Hemen girip, Türkiye’yi aradık. Ailelere Lima’da olduğumuzu haber verdik. Klasik muhabbetler…

-Orada saat kaç şimdi?

-7:30

– Ooo 7 saat fark var.

Telefon ettiğimiz yerden 5 dakika mesafede Pasifik Okyanusu’na ulaştık. Çok heyecanlı 🙂 Okyanus manzarasını tepeden izledik. Aşağı sahilde dalga sörfü yapıyorlardı.  Okyanus manzaralı, sevimli bir alışveriş merkezi yapmışlar. gezipusulam.com/Larcomar Shopping CenterLarcomar Alışveriş Merkezi. Pasifik okyanusu havasını içimize çektik, manzaranın keyfini çıkardık, insanları izledik.

Yemek yiyip yememek konusunda karasız kaldık. Tatilin ilk günlerinde, sonra ne ile karşılaşacağımızı bilmediğim için daha cimri oluyorum.  Uçakta çok yemiştik, yanımızda kuruyemiş falan getirmiştik. O akşam idare edelim diye düşünüp, otelimize geri döndük. Yol üzerinde bir bakkala girip su ve meyve suyu aldık. Bu bakkal aynı bir türk bakkalı gibiydi.

Otele vardığımızda saat 9:30 du ama biz saatlerdir ayakta olduğumuz için hemen uyuyuverdim. Sabaha karşı saat 3 gibi uyandım. Lima’nın haritasını inceledim, tarihi hakkında biraz kitap okudum. İnkalar hakkında bilgi edindim ve güneşin doğuşunu kocaman bir gülümseme ile karşıladım.

Y.

Peru’ya Gitmeden Hazırlıklar

Peru seyahatine çıkmadan; Google Map’i açıp gideceğim yere bakıyordum. Türkiye’ye baksam, Peru Dünya’nın arkasında kalıyor; Peru’ya baksam Türkiye gözükmüyor.Machu Picchu

3 ay önceden Uçak biletini de almışız. Tam hazırlıklara sıra geldi derken, canım annem rahatsızlandı.  Askıya aldık tüm araştırmalarımı. Peru hani!; Dünya’nın diğer tarafı… Bir hafta kala ayarlarım herşeyi diye düşünüyorsun, ama öyle zınk diye gidilmiyor. Sağlık kontrolleri var, nerede ne yemeli, nereye gitmeli araştırması var, vize alması var.  Yayılarak veya sıkışarak işlerinizi tamamlamanıza bağlı olarak; 3 hafta ile 1,5 ay arasında bir süre hazırlıklar için yeterli.

İnternet araştırmaları, sıkıştırıp son hafta yapılıyor ama sağlık kontrollerini en az 1,5 ay öncesinden başlatmak gerekiyor. Hayatımızdaki tüm streslerden, yılın yorgunluklarından kurtulmak için çıktığımız seyahatlerde, başım başım diye otel odalarında uyumak hoş olmasa gerek.

Vize Alımı

Yalnız Ankara’da bulunan Peru Büyükelçiliği’nin iletişim(mail) bilgilerine  mail atarak Peru’ya gitmek istediğinizi yazıyorsunuz. Size gerekli belgeler ve başvuru prosedürü gönderiliyor.Lama in Peru

Sağlık Kontrolleri

Peru coğrafi olarak ilginç bir ülke, Bir yandan iç kesimlerde amazonlar gibi balta girmemiş ormanlara sahipken diğer yanda kıyı hattı boyunca kuzeyden-güneye hat oluşturmuş And dağları var. Bu nedenle çok yükseğe kurulmuş şehirleri mevcut. Eğer Peru seyahatinizde 2000- 2500 metrenin üstünde kurulmuş şehirlere seyahat etmeyi planlıyorsanız; (Peru’nun en önemli durağı Machu Picchu’ya 3200 metre yükseklikte Cusco şehrinden gidiliyor) oksijenin yetersiz gelmesi nedeniyle, bazı bünyelerde soruna neden olabiliyormuş. Ama dediğim gibi bünyeden bünyeye farkedebiliyor. Biz ilk birkaç saat biraz daha hızlı nefes almak dışında pek bir rahatsızlık hissetmedik, ancak bizden bir yıl önce Cusco’ya giden bir tanıdığımız ilk gün oldukça zorlanmış.

Yükseklik Hastalığı olarak bilinen bu sorunları daha hafif atlatmak için kişinin alabileceği bir takım önlemler var.

-Bol su içmek,

-Peru’da her yerde bulabileceğiniz kokain yaprağından yapılan (işlenmemiş olduğu için uyuşturucu değil) koka çayı içmek. Metabolizma hızınızı yavaşlatarak oksijen ihtiyacını azaltıyormuş. Ancak 2 bardaktan fazla içince; çok fazla uyku getirebiliyor,

-Yükseğe ilk çıktığınız gün çok fazla efor sarfedeceğiniz aktivitelerden kaçınmak,

-Alkol ve çok yağlı yiyeceklerden kaçınmak, mümkünse hafif beslenmek.

*Tabi en güzel ve doğru bilgileri böyle bir seyahate çıkmadan önce danışacağınız doktorunuz söyleyecektir. Yukarıda saydıklarım, bizim oradayken uyguladığımız, yerel halkın bize önerdiği ve internette de hemen hemen aynı bilgileri okuduğum bir takım tavsiyeler.

Doktorlar, yükseğe çıkmadan önce oksijenin taşınmasını sağlayan bazı kan hücrelerinin sayım değerlerine bakarak; kişinin orada çok sorun yaşayıp yaşamayacağını az-çok tahmin edebiliyorlar. Ayrıca önlem olabilecek ilaçlar yazıyorlar.

Sağlık kontrolü olarak ikinci önerim de devletin seyahat sağlığınızı ücretsiz danışabildiğiniz bir internet sitesi bulunuyor. Peru’ya gitmeden önce olmamız gereken aşıları siteden öğrendik. Aslında bu sadece Peru gezileri için değil, Dünya’nın neresine giderseniz gidin seyahatten en az 1 ay önce kontrol edilmesi gereken bir site.

-Ülkemizde olmayan, başka ülkelerde olan hastalıklar olabilir.  Aşı yaptırmanız gerekebilir. Her aşının kendine göre bağışıklık oluşturma süresi var. Yani bugün aşıyı yaptırıp yarın yola çıkamıyorsunuz…

-Ülkemizde karşılaşmadığımız, başka ülkelerde var olan tehlikeli hayvanlar olabilir.

-Normalde o ülkede olmayan ama kısa bir süre önce beliren yeni bir hastalık olabilir.

Sağlığınızla ilgili tüm soruların cevaplarını bu sitede bulabilirsiniz.

Ne yenir, ne içilir?

Peru’da 3000 çeşite yakın patates, 30 çeşit kadar mısır bulunuyor. Minicik bebek havuçlar, üzümden daha küçük domatesler falan… Hal böyle olunca; evet yemek tavsiyesi için küçük bir liste yaptım 🙂 Ancak seçtiğim restaurantları ve yiyecekleri önümüzde ki günlerde ayrıca anlatacağım.

Sevgiler

Y.

PERU – GÜNEY AMERİKA

İlk defa Güney Yarımküre,

İlk defa Güney Amerika,

İlk defa Peru…

Viva El Peru

Viva El Peru

Geçen hafta benim için ilklerin olduğu bir geziyi tamamladım. Benim için gitmeden öncesi ayrı heyecanlı, orada bulunduğum süre ayrı heyecanlı geçti. Peru gezisi boyunca;

2 gün Lima

Lima-Peru

Lima-Peru

Lima-Peru2

Lima-Peru2

3 gün Cusco

Cusco -Peru

Cusco -Peru

1 gün Sacred Valley

Sacred Valley-Cusco

Sacred Valley-Cusco

1 gün Machu Picchu ‘yu ziyaret ettim.

Machu Picchu'dan Manzara

Machu Picchu’dan Manzara

Bu süre içinde;

Lama gördüm. Alpaga eti yedim…  Et konusunda seçici olmakla beraber bulduğumuz her türlü karışımı yedim. Hatta döndüğümde tartıya çıkmaktan korkacak kadar yedim :s Cusco’da şu ana kadar hayatımda çıktığım en yüksek yüksekliğe ayak bastım. 3750 metre!

Hayatım boyunca gördüğüm en güzel manzaralardan biri olan Machu Picchu’yu ziyaret ettim. Aslında en iyisi mi demeliyim bilemiyorum.

Bir dolu hazırlıktan sonra kendi kendimi gerçeklediğim bu geziye gitmeyi başardım… İnsanın tatil bütçesini sömüren uçak biletleri de, daha uygun fiyata olsaydı iyiydi. Neyse ki Peru çok pahalı bir ülke değil de; yemek içmek konusunda rahat ettik.

Önümüzde ki günlerde “yediğiniz-içtiğiniz sizin olsun bize gezdiklerinizden bahsedin” sözü gibi yapmayacağım. Yediklerimizden, hatta keşfettiğimiz birkaç iyi restaurantdan da (adres, iletişim) bilgiler vereceğim ki Peru’ya yolu düşenlere bir faydamız dokunsun.

Bir de uçakta yediğimiz çok güzel bir fransız salatası var ki; ‘gezi blogu demeyip tarifini burada versem mi’ diye düşünmekteyim.

Y.

Peru Seyahatinizden Önce Hazırlıklar

Roma’da Mütevazi Bir Lezzet Durağı

Roma’ya iki defa yolum düştü. Bir şehir hiç mi boş olmaz, yılın her dönemi mi bu kadar hareketli olur…

I have been to Rome twice. The city always brim over with tourists… That’s why there are many spoiled restaurants acting as the king of the world. One of the restaurant did not want to serve us, since we did not want to order some drink with our main dish… Thanks to them because we came across one of the prettiest restaurant while poking around… Mario’s Restaurant

Hediyelik eşya satıcıları, restaurantlarda çalışanlar o kadar rahat ve umursamaz ki… evine iki ekmek götüreceğim diye didinen esnafı düşününce içi buruluyor insanın… Nasılsa bir müşteriyi kaybetse diğeri hemen o açığı kapatıyor. Müşteri sadakatiymiş, devamlı müşteriymiş… Hiç öyle dertleri yok!

Mario’s restaurant Kroki

Hatta bazı restaurantlar hiç boş kalmadıklarından olsa gerek işi şımarıklığa vurmuşlar, müşteri seçiyorlar. Aşk çeşmesi etrafında ki restaurantlardan biri; o gün yemekte içecek istemediğimiz için bizi dışarı atacak kadar ileri götürdü bu şımarık tavırlarını.

O şaşırmış ruh haliyle, biraz da tatilimizde böyle kötü bir tecrübe edinmiş olmanın gerginliği ile iştahımız kaçtı.  Colosseum’a doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde sevimli mi sevimli, üstelik çok da kibar çalışanlara sahip bir restauranta denk geldik. “Mario’s Restaurant”

The dishes tasted delicious. Most of the restaurants in Italy, charge you for serving. Serving is free of charge which is also a plus in Marios’s Restaurant! I definitely recommend you to visit Mario’s Restaurant, if you are in Rome! The restaurant is 10-15 min. far away from Colosseum by foot! I drew a layout for you! Bon appetit!

Hem de Roma’da yediğimiz en lezzetli yemeği yemiş olduk. Üstelik İtalya’da hemen hemen her restaurantta alınan coperto(ekmek ve servis parası)ücreti alınmıyor!  🙂

İtalya’da bulunduğum süre boyunca en güzel makarna’yı burada  yedik.

Colosseum’dan yürüyerek 10-15 dk. Sizin için krokisini çizdim 🙂

Afiyet olsun!

Y.

Meersburg

Almanya, Avusturya ve İsviçrenin tam ortasında oldukça ünlü, turistik bir göl olan Bodensee(Konstanz Gölü) bulunuyor. Meersburg ise Konstanz Gölü’nün kıyısında; Almanya’ya bağlı sevimli bir şehir.

Orçun’un Almanya’da iş seyahati sırasında, 3 günlük boşluk olması ve benim de uygun uçak bileti bulmam; Meersburg’u ziyaret etmemize fırsat tanıdı. Son anda karar verip, 2gün kala otel rezervasyonu yaptırmaya kalkınca; istediğimiz fiyat aralığında kalacak yer bulamadık. Biz de Meersburg’da günübirlik gezip; başka bir şehirde konaklamaya karar verdik. (Eğer sezonda Meersburg’u ziyaret edecekseniz bence erkenden yer ayırtmakta fayda var!)

Uçağım İzmir’den Stuttgart’a direk uçtu. Orada orçunlar beni havalimanı’ndan aldılar. O gece Stuttgart’ta kaldık. Sabah erkenden çıkıp araba ile Meersburg’a yola koyulduk. Temmuz başı olduğu için tam su sporları dönemiydi. Meersburg’a yaklaştıkça, yolda tepelerine sörf tahtası bağlanmış arabalar artmaya başladı. Havada o yazlık mekanların rahatlığı hissediliyordu. Tam sıcak havalarda gidilecek, huzur dolu, rengarenk yazlık bir şehir!

Arabayı bulduğumuz bir otopark’a bıraktık. Turist ofisinden bedava bir harita istedik.  Zeplin Müzesi, Şarap Müzesi gibi birkaç seçenek arasından harita’nın ortasında, en dikkat çeken eski dönem kaleyi (Burg Meersburg) dolaşmaya karar verdik. (Şehir merkezi o kadar küçük ve sevimli ki; bu güzel şehrin dokusu yürüyerek keşfedilebiliyor.  Gerçi dik yokuşlar, antremanlı olmayan kişileri çıkarken biraz zorlayabilir.)

Kalenin girişine fotoğraf çekilmek için şovalye kıyafetli adamlar ile karşılaşınca kendimizi bir oyun veya filmde gibi hissettik. Kalenin içerisinde eski mobilyalar, kılıçlar, mızraklar… sergileniyordu ve toprak zenginlerinin avlanarak öldürdükleri hayvanların boynuzları duvarlarda  asılıydı.  Kalenin dışı tabiki taştan duvarlar ile örülü. Oldum olası  o soğuk taş görüntüsü ilgimi çekmiştir.

Kalenin içinde dolaşırken kendimizi manzarası oldukça güzel bir bahçede bulduk. Temiz hava da bu manzaraya eklenince; iştahımız açıldı. Sahilde yemek yeme hayalleri kurmaya başladık. Artık kale gezisini sonlandırma vaktinin geldiğini anlayıp, dışarı çıktık.

Yol boyunca renkli evlerin, güleryüzlü insanların enerjisi ile her dakika Meersburg’u daha çok sevdik. Bu gece burada kalamayacak olmamıza üzüldük. Sahilde sıra sıra restaurantlar arasından birine oturup balık siparişi verdik. Balık çok güzel pişirilmişti ve çok lezzetliydi. Yemekten sonra sahil boyunca yürüyüş yaptık. Göle doğru bir iskele uzatıp, en uç noktasına da Magic Column (Sihirli Sütun) adını verdikleri bir direk kondurmuşlar. İnsanlar burada dinlenip, kitap okuyup, güneşleniyordu. Hemen iskelenin yanından; göldeki şehirler arası ulaşımı sağlayan feribotlar kalkıyordu. Bir de baktım feribotun ismi Karlsruhe. Almanya’da benim bir dönem yaşadığım şehrin ismi. Orçun: ‘Burada da buldun Karlsruhe’yi’ diye bana takıldı.

Bütün bir günü burada geçirdikten sonra gece burada kalamayacak olmamız üzücüydü. İleride Bodensee çevresinde bir tatil yapmaya karar verdik. Sonra da bu sevimli şehri arkamızda bırakıp Münih’e doğru yola çıktık.

Y.

Sakız Adası Notları II

Önceki yazı için : Sakız Adası Notları I

Duş alıp sinek kovucularımızı sürdük. Cumartesi akşamı bir Yunan tavernasına gitmeyi aklımıza koymuştuk. İlk önce adanın merkezi Chios’a gittik. Burada kesin bir taverna vardır diye düşünsekte sahil boyu kafeterya ve bar türevi restaurantlardan başka bir yer bulamadık. Orada hediyelik eşya satan dükkanlardan birine girdik ve tavsiye istedik. Bize havaalanı yakınlarında Mouses diye bir tavernayı önerdi.

Taverna’da genelde Yunanlılar vardı. Turist azdı, hatta ingilizce menüde yoktu. Yarım yamalak ingilizce bilen bir garsona yan masaların tabaklarını işaret ederek sipariş verdik. Ana yemek almamayı, onun yerine mezelerden oluşan bir sofra kurmayı tercih ettik. Patlıcan salatası, peynirli mevsim salatası, kalamar, börek, yoğurtlu birşeyler, yeşil sebzeli bir ezme…  Bu yeşil sebzeli meze nasıl yapılıyor bilmiyorum ama oldukça lezzetli! Yemeğimizi yerken bir yandan canlı yunan müziği dinleyip, bir yandan da dans eden çiftleri izledik. Bu arada adada yaş ortalaması çok yüksek. Tahminimce genç nufüs anakarada ki büyük şehirlere göç ediyor, emeklilik vakti gelenler de bu sakin adada yaşamak için geri dönüyor. Yemekten sonra pansiyona geri döndük. Yorgunluktan yattığımız yeri beğeniriz diye düşünüyordum ama sabah korkunç bel ağrısı ile uyandık. Yataklar sertti. Sabah pansiyon sahibinin eşinin hazırladığı lezzetli kek, limonata, reçeller ile kahvaltımızı ettik. Arabayı saat 1 gibi teslim etmeden, adanın kuzey tarafınıda hızlıca dolaşmaya karar verdik.

Chios’u geçtikten sonra kuzeye doğru, doğu sahilinde bu minik rüzgar değirmenleri ile karşılaştık. Orada kalamarların mürekkebini çıkarmaya çalışan birkaç balıkçı gördük. Yemesi çok lezzetli olsada; taşa vura vura mürekkep çıkartma işlemini izlemeyi benim pek içim kaldırmadı. Ben hep bu mürekkepler atılır sanırdım. Aslında kalamar mürekkebini İtalyan ve Rum aşçılar mavi makarna yapımında kullanırlarmış. İtalya’da deneme fırsatım olmuştu. Artık makarna çok mu kötü pişirilmişti yoksa mavi makarnanın lezzeti hakikaten mi kötü bilmiyorum ama hayatımda yediğim en kötü lezzetlerden birisiydi diyebilirim. Değirmenlerde birkaç fotoğraf çektikten sonra kuzeyde Marmaro ve Kardamyla yerleşim merkezlerini görmek için yola koyulduk.  Fakat yol üzerinde hala nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde, kendimizi çorak dağ başında hiçbir şeyin ortasında buluverdik. Yollar güzeldi devam etsek kesin bir yerleşim merkezine ulaşırdık ama kaybolunca yolda çok fazla vakit kaybettik ve arabayı teslim etmek için Chios merkeze dönmeye karar verdik.

Chios’un denize paralel bir alt caddesi alışveriş mağazalarının, marketlerin vs… bulunduğu bir cadde. Bir süpermarketten ekmek, peynir ve içecek aldık. İç tarafta bir parka oturup peynir ekmeğimizi yemeğe başladık. Biz ekmeği çıkartır çıkartmaz, heralde Chios’ta ne kadar aç güvercin varsa başımıza toplandı. Ben de yemek yerken; aç bir hayvan bana gözlerini dikerse çok rahatsız olurum. Önce kuşları kovalayıp kendimiz biraz yedik. Sonra kalan 1 ekmeği de onlara ufalayıp yemek yaptık. Karnımız doyduktan ve kuş sürüsünden paçamızı kurtardıktan sonra biraz alışveriş yapmak için mağazaları gezmeye başladık. Öyle çok alışveriş etmeyi sevmem ama Chios’un Mapivas diye bir reçel markası var. Şam fıstığı reçelinden, incire, kirazdan aklınıza gelebilecek en ilginç reçellere kadar pek çok çeşit üretiyorlar. Birkaç kavanoz reçel, ham sakız ve sakız likörü almaya kararlıydım. Hediyelik eşya dükkanlarından içeri adım atar atmaz yanınıza gelip size zorla içkilerinden, sakızlı şekerlerinden denetiyorlar. Kendinizi resmen o mağazadan alışveriş yapmak zorunda hissediyorsunuz. Bu arada her mağazada Türkçe bilen bir satıcı var. Türk turistlerin de çoğalması ile her yerde Türkçe ilanlar asılmaya başlamış. Adanın Türkiye’nin burnunun dibinde olması nedeniyle cep telefonu operatörümüz bile çekiyordu. Etrafta yunan harfleri ile yazılmış tabelalar olmasa, kendimizi hiç yabancı ülkede hissetmeyecektik.

Girdiğimiz dükkanlardan birisinde ki satıcı kız çok cabbar çıktı. Kız iki üç cümle kurdu, dedim “biz buradan birşey almadan paçayı kurtaramayız”. Hakikaten babamlar da, biz de istediğimiz herşeyi; kızın tatlı dili sayesinde oradan aldık. Sakız’a yolunuz düşerse Mapivas marka reçeli tavsiye ederim, kiraz reçelinin sosu sade dondurma ile çok güzel gidiyor. Bir ay sonra Samos’a giderken birkaç kavanoz daha reçel alırım demiştim ama ilginç bir şekilde o marka Samos Adası’nda satılmıyormuş. Belki de yerel bir markadır.

Alışverişimizi de yaptıktan sonra saat 4e geliyordu. Chios Liman’a gidip gümrükten geçtik. Feribotumuz gelmişti, vakit kaybetmeden feribotun üst katına gidip oturduk. 2ay önce Bora Bey’in blogunda okuduğumda Ege Birlik fiyatlarını kırdığı için, Ertürk firması yüksek bilet fiyatlarıyla sinek avlıyor yazmıştı. Baktım Ertürk Firması’nın da feribotu oldukça dolu gözüküyordu.

Y.