HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Charlottesville’ Category

Jefferson’ın Üzüm Bağı ve Elma Kurtları:Charlottesville II

Charlottesville’de Jefferson’un evini ziyaret etmekten başka, çevrede ki üzüm bağlarına gidip şarap test edebilir veya sepetinizle dalından meyve toplayabilirsiniz. Jefferson’un evinden çıktık. Galatasaraylı arkadaşım, Baros plaka arabasını Jefferson Vine Yard’a sürdü. Bu sefer önde eşim oturuyor, ben arka taraftayım.

Niye seviyorum ben bu kızı bu kadar diye düşündüm. Orta okul sıralarından bugüne kadar, ne onu bu kadar farklı yapan? Biz hiç koloni yaşam kurmadık arkadaşımla. Hani vardır ya; 2-3 kişilik kız arkadaş grupları, biyolojik koloniler gibi… biri nereye diğeri oraya. Bizim farklı gruplarımız olabildi. Hiç bir zaman birbirimizi boğmadık. Biri hakkında ki dedikodumuz 5 dakikayı geçmedi. Yalan yok, kim dedikodu yapmaz ki.  Ama ağda gibi çeeeeeek, çekiştir… günümün konusu Ayşe’nin giyimi, Fatma’nın erkek arkadaşı, Metin’in parası olmadı. Günün konusu hep bizdik. Hayallerimiz, komikliklerimiz, yaptıklarımız.

Ve bugün tez sunumuna birkaç gün kala benimle elma toplamaya dağa çıkıyordu… Hem de yeni öğrenmeye çalıştığı arabasıyla.

Ne bu duygusallık, Charlottesville’e dönelim! Önce Jefferson’un Üzüm Bağı denilen, şarap tadım alanına gittik. Kişi başı 5$veriyorsun, 10 farklı şarabı denetiyorlar. Canım ülkemde, Şirince’de 5$ vermeden de dünyanın şarabını denetiyorlar ya neyse, burada usül bu! Sonunda da tadım yaptığımız şarap bardağı hediye! Oradan yırttık! Şarabın tadını ayrıştırmanın en etkili yöntemi. Üst üste farklı tadları deneyince, amaaan canım hepsinin tadı aynı diyemiyor insan. Birbirlerinden epeyce farklılar… Genzi yakan, içimi hafif olan, baharatlı… Elimize bir kağıt-kalem tutuşturdular, şarabı sevip sevmediğini falan yazıyorsun. Etraf, dekorlar pek güzel, dış bahçe soğuk olmasa tam oturmalık. Doğanın içinde bir köşe, insana bu kadar huzur veren başka ne var ki.

Şarap denemelerimiz bittikten sonra, (daha&helliip;)

Reklamlar

Charlottesville I: Amerika

Dört yıl önce en yakın arkadaşım Charlottesville’e taşındı. Onunla geçtiğimiz sene NewYork’da buluşup gezmeyi planlamıştık. Seyahat için işlerimizin en uygun olduğu dönem kurban bayramıydı. Ne yazık ki bizim için uygun olan tarihler onun tez savunmasına denk geldi. Saatlerce skype’da plan yapmaya çalışıyoruz ama nafile, boşa koyuyoruz dolmuyor, doluya koyuyoruz almıyor. Nereden baksan 5günü gidiyor, bir de yol…

taken by Asli Senkal/ fotoğraf: Aslı Şenkal

Rotamızı Amerika’ya çevirmemizin en önemli nedenlerinden biri de Aslı ile buluşmak olduğu için; o NewYork’a gelemiyorsa biz Charlottesville’ye gideriz diyerek atladık trene. Canım arkadaşım az vaktimizi dolu dolu geçirmemiz için dünya plan yapmış.

taken by Asli Senkal/ fotoğraf: Aslı Şenkal

Charlottesville’ye akşam 9 gibi ulaştık. Bizi gardan Aslı karşıladı. Şehrin CVS downtown denilen bölgesine gittik. Haftaiçi olduğu için pek fazla hareket yoktu. Caddede bir tur atıp, Charlottesville’de de neler varmış diye göz attıktan sonra ikilemde kaldık. Güzel müzik yapan bir kafe vardı, biraz müzik mi dinlesek diye düşündük. Çok yorgun olduğumuz ve ertesi gün Aslı bize yoğun bir program hazırladığı için vazgeçtik. Birer dondurma yedik. (Burada dondurmalar bizim ülkemize göre daha cıvık oluyor ama lezzeti güzeldi.) Sonra evin yolunu tuttuk.Çocukluk arkadaşımla dünyanın öbür ucunda buluşmak, evini ziyaret etmek garip gelmişti. Duvarında beraber çekildiğimiz birkaç (daha&helliip;)

Amerika’da Trene Binmek

New York City’e ziyaretimiz sırasında Charlottesville’e gidiş-dönüş tren bileti aldık. Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuk. Böylece Amerika’da trenle seyahatin nasıl olduğunu öğrenmiş olduk.

NewYork’dan CVS’ye (Charlottesville) giderken, Penn Station NY tren garından bindik. Bir gün önceden; tren istasyonuna giderek, valizlerimizi önceden bırakıp, bırakamayacağımızı sormuştuk. Tren kalkışından 6 saat önce valizlerimizin trene gönderilmesi için görevliye verdik.Böylece üzerimizde ki yükten kurtulup rahatça dolaşabildik. Geçenlerde bir forumda, artık valizler bırakılamıyor diye bir yazı okudum ama doğruluğundan şüpheliyim. En iyisi bu valiz bırakma servisine ihtiyacınız olursa, istasyona mail atarak ya da websitesinden falan öğrenmeye çalışın.

NewYork ilk durak olduğu için gidiş yolculuğumuz çok rahat geçti. Biletler numaralı değil, boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz. Koltuklar ve tren konforu çok rahat. Tren içerisinde bir kompartman kafeterya olarak hizmet veriyor. Tuvaletler çok geniş, ancak bindiğiniz durak; ilk duraklarsa kullanılabilir. Zira, daha sonra tuvaleti pek temiz bulamıyorsunuz. Yolculuk uzun olduğu için kullanmak zorunda kaldık. Neyse ki yanımızda hijyenik tuvalet mendilleri ve bolca peçete almıştık. Dönüş yolculuğumuz pek rahat geçmedi. Tren modeli aynıydı ama hınca hınç, kalabalık bir trene düştük. O zaman numaralı olmayan biletlerin yerlerini görevliler belirliyor. Bize de 2kişilik bir yer buldular, oturduk. Bir kaç sıra arkamıza öyle bir aile düşmüştü ki Akdeniz insanlarının yüksek sesle konuşması, o ailenin yaptığı gürültünün yanında solda sıfır kalırdı. Tüm yol boyunca uyumayı hedeflemişken baykuşlar gibi oturduk. Bizim kompartmanımız ekstra bir durumdu ama halk, genelde de yüksek bir ses tonuyla konuşuyor. (daha&helliip;)