HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Hollanda’ Category

Orta Çağda Yemek Yemek: Delft

Dining at Medieval Theme Restaurant: Delft “For English Click Here”

Stadsberg de Mol; Hollanda’nın Delft şehrinde konsept bir restaurant.  Binaya dışarıdan bakıldığında restaurant olduğu pek anlaşılmıyor. Kapının önünde küçücük bir tabela var, başka hiçbir işaret yok!

Restaurantın dışarıdan görüntüsü sanki sıradan bir ev gibi

Restaurantın kapısının önünde bir perde gerili. Bu perdeden geçtiğinizde, zamanda yolculuk yapmışsınız gibi herşey ortaçağa dönüyor.

Özelliği kapıdan içeri girdiğiniz anda zamanda 5 yüzyıl geriye gitmeniz. İç mekan tasarımı, yemek yenilen kaplar ve hatta servis yapan garsonların kıyafetleri bile hep ortaçağ dönemine ait. Öyle ki resturantın ortasında tavuklar geziyor.

Gelen misafirlerine, ortaçağ dönemine ait hırka ve şapkalar verebiliyorlar.

Baştan söylüyorum; hamama giriyorsanız terleyeceksiniz. Bir kere çatal yok. Bıçak, kocaman tahta kaşıklar ve elle yemek yeniyor. 2kişiyi tıka basa doyurabilecek menüler 19€ ile 30€ arasında(2011 fiyatları) değişiyor.

Büyük tahta kaşıklarla çorba içiliyor

Konsept restaurant olur da, konsept eğlenceler olmaz mı? Stadsberg de Mol’a gidecekseniz, önceden yer ayırtmanızda fayda var. Haftaiçi bile yer bulamama olasılığı var.

Burada içeceğiniz bira, dışarıda satılmıyor! Kendi yaptıkları bira çok lezzetli

Biz yemeklerin lezzetinden ve hizmetten çok memnun kaldık. Özellikle de bize servis yapan kız çok güler yüzlüydü. Yoğunluğa rağmen, her isteğimizi aksatmadan yaptı. Daha sonra teşekkür etmek için adını, mail adresini aldım. Celina Helsdingen’e restaurantta ki kaliteli hizmetleri için teşekkür ederim.

Celine & Restaurant

Bilgi için; Stadsberg de Mol web adresi

Y.

Dining at Medieval Theme Restaurant: Delft

Ortaçağ’da Yemek Yemek: Delft “Türkçesİ İçİn tIklayInIz”

Stadsberg de Mol is a medieval theme restaurant in Delft-Holland.  The exterior view of the building is look like an ordinary old structure. There is only one small outdoor plate in front of the gate.

When you enter that gate, you go past through the time for 5 centuries. Interior design, table linens, wooden plates even the waitress’ dresses are all from middle age. There are hens; walking around in the restaurant.

If you decide to eat there, you must act as if you are in the middle age. No forks, use your fingers to eat and drink soup with big wooden spoons. The tuck in menu price for two person changes between 19€ and 30€ (by 2011)

Stadsberg de Mol offers various Medieval Theme Nights. It is wise to reserve your table in advance, because the restaurant is crowded most of the time!

We really enjoyed the delicious meals and the service there. Especially the waitress who served to us was very friendly and merry. I asked for her e-mail to write her a letter of thanks. Thank you Celina Helsdingen for your kind service!

For information; Stadsberg de Mol web adress

Y.

Delft: Holland

Hollanda: Delft “tıklayınız Türkçe”

It was not on my list to visit Delft; but I changed my travel route since Hakan Yavuz suggested us to go to a medieval theme restaurant in Delft. We really enjoyed the time there, Thanks to him!Delft is ~one hour far away from Amsterdam (train ticket 11,50€ by 2011). Delft Market Square which is also the city center; is 10 minutes walking distance from train station. You can see the Nieuwe Kerk that was built between 1383-1510 and the 17th century renaissance town hall at the Market Square! Everything from foods to flowers are sold at the bazaar. Around the Market Square there are lots of souvenir shops.One of the historical building that you can visit is Oude Kerk (Church), and the other one is the Stedelijk Museum Het Prinsenhof. We did not visit them since we arrived Delft at about 4pm. We just had sightseeing tour for 1-2hours. BeestenMarkt area that we passed by was chirpy and pretty. The medieval restaurant that we were looking for, was close to the BeestenMarkt. We spend some lovely time there.  I will gonna write about the medieval restaurant in my next blog post.During city tour, we found a chocolate shop called Chocolaterie De Lelie by chance. It is just behind the Oude Kerk. If you want to pay a visit there; here is the adress.

Y.

Delft: Hollanda

Delft: Holland “for english click here”

Hollanda gezimde Delft’e gitmek hiç aklımda yokken; Hakan Yavuz’un orada ki bir ortaçağ restaurantını önermesi üzerine gezi rotama ekledim. Delft o kadar şirin bir şehir ki, karar değiştirmemde ki etkisi yüzünden ona teşekkür ederim!Amsterdam’dan 11,50€(2011) ödeyerek 1saatte Delft’e ulaşılıyor. Tren istasyonundan, şehir merkezi sayılabilecek pazar meydanı 10 dakika yürüme mesafesinde. Pazar meydanının bir tarafında 1383-1510 yılları arası inşa edilmiş Yeni Kilise(Nieuwe Kerk), diğer tarafında ise 17y.y.’dan kalma rönesans stili belediye binası bulunuyor. Pazar meydanında yiyecek, çiçek,… herşey satılıyor. Etrafta ki binalarda ise hediyelik eşya dükkanları mevcut. Ziyaret edilebilecek tarihi binalardan birisi Oude Kerk (Oude Kilisesi), diğeri de kilisenin hemen karşısında ki Stedelijk Het Prinsenhof Müzesi.  Biz akşamüstü dört gibi Delft’e vardığımız için müze ziyaret etmedik. 1-2 saat yürüyerek şehir turu attık. O sırada önünden geçtiğimiz Beestenmarkt bölgesi de cıvıl cıvıldı. Bizim gideceğimiz ortaçağ restaurantı da Beestenmarkt’ın hemen yanındaydı, akşam yemeğinden önce burada biraz oyalandık. Yemek yediğimiz yeri bir sonra ki yazıda ayrıca anlatacağım.Şehir turu atarken tesadüfen Chocolaterie De Lelie, adında bir çikolatacının önünden geçtik. Sonradan öğrendim, Hollanda’nın iyi çikolatacılarındanmış. Oude Kilisesi’nin arka çaprazına düşüyor. Eğer gittiğinizde uğramak isterseniz adresi burada!

Y.

Gece Amsterdam

Üç hafta önce bir yazı yazmıştım, “Bir Başka Dünya Amsterdam” diye.

Müzeleri, Kanal Turları, Laleleri ve farklı Mimarisi gibi özelliklerinin yanında Amsterdam’da

Şu ünlü RedLight varyaaa…

Gündüzleri çok masum. Sıradan… Akşamları fuhuşun kalbinin attığı yer; aynı zamanda ailelerin bile turist olarak gezdikleri etrafında kafelerin olduğu bir sokak. Paralel caddelerinde leziz restaurantlar ve güvenle uyuyabileceğiniz oteller…

Bir gezgin olarak bu şehrin bu bölgesini görmemek, bu şehri eksik tanımak demek! Gidin-görün diye tavsiye etmiyorum ama Amsterdam’ın gerçeği diyorum! Öğrenilen kalıplardan, genel geçer anlayıştan, ne kadar uzak bir şehir olduğunu ancak buraları görünce anlıyorsunuz… Dejenere demiyorum! Aman ne güzel ‘özgürlükler ülkesi’ falan da demiyorum! Size bırakıyorum 🙂

Leidseplein yani Leidse Meydanı;

Amsterdam’da gecelerin en renkli olduğu meydanlardan diyebiliriz. Bir meydan düşünün dört bir tarafı tıklım tıklım insan dolu. Devamlı gösteriler yapılıyor. Pandomimci mi istersin, şarkı söyleyen gruplar mı, sihirbazlar mı, yetenek şovları mı…  Ayrıca etrafta istediğiniz damak tadına uygun restaurantlar veya kafelerde oturup bir şeyler yiyebilir, içebilirsiniz.

Amsterdam Müzeler Cenneti II

Amsterdam’da ki müzelerden kısa notlara devam:

İşk ence Müzesi;

Alman arkadaşım Sabrina’nın, en merak ettiği müzelerden biriydi.

Hemen belirteyim, klostrofobik iseniz bu müze size gelmez! İnat ederseniz içeriden koşarak çıkma isteği uyandırabilir. Kapısına kadar merak içinde müzeye ulaşan turistlerin bir kısmı, müzenin giriş kapısını görünce eminim vazgeçiyordur! Müzeye girmek için, kocaman bir kapıdan geçip, aşağıya iniyorsunuz. Özetlersek; taştan duvarlar, hafif bir nem kokusu, loş bir ışıklandırma ve tüm bu atmosferin içinde tarihte bugüne kadar eziyet için kullanılmış aletler. Bu aletler o kadar ince detaylarla düşünülmüş ki; bunları icat edenler, zekalarını başka işlerde kullansalarmış bugün isimleri herkesce bilinen mucitlerden olabilirlermiş.

Müze; çoğu müzenin aksine akşam 11’e kadar açık! Etrafta bekleyen bisiklet taksilerde müzenin reklamları yapılıyor. Emin olmamakla beraber, bu bisiklet taksiler; müzeye turist taşımada kullanılan özel araçlar olabilirler.

Van Gogh Müzesi;

Amsterdam merkez tren garının önünden kalkan, 2 ve 5 numaralı tramwaylar müzenin tam önünde duruyor. I amsterdam yazısını karşınıza aldığınızda solunuzda kalan, Concertgebouw’u karşınıza aldığınızda sağınızda kalan yapı VanGogh Müzesi oluyor! Meydan’da ‘bu yapılardan hangisi VanGogh Müzesi acaba’ diye etrafına bakan birçok turist gördükte 🙂

Genelde müzeye bilet almak için en az yarım saatlik uzun bir kuyruk bekliyorsunuz. Vaktiniz yoksa daha önceden turist ofislerinden biraz farkla bilet alabilirsiniz! Müze’de VanGogh’un eserleri kadar, önemli başka sanatçıların da eserleri bulunuyor. Bir de dönemlik sergiler açılabiliyor. Biz gittiğimizde Picasso’nun eserlerinden oluşan, misafir bir sergi vardı. Çok heyecanlandım ancak Picasso’nun ilk resimlerinden oluşuyordu. Benim sevdiğim Picasso’nun tarzını değiştirdikten sonra ki dönem eserleri olduğu için, baştaki heyecanımla sergiyi gezemedim 😦

Y.

Amsterdam Müzeler Cenneti I

Amsterdam’a gittikten sonra, anladım ki herşeyin müzesi olabilir. Peçete koleksiyonlarının bile müzesi açılabilir… Amsterdam’da ki bu müze çeşitliliğinden, her şehirde karşılaşılamayacak, en sıradaşı gelebilecek müzeleri seçmeye çalıştım.Anne Frank’ın Evi,

Anne Frank 1942 yılında Amsterdam’da yaşayan yahudi bir ailenin 13 yaşında ki kızı. Nazi soykırımı döneminde 2yıl boyunca, baba Otto Frank’ın ofisin çatı katına, gizlice yaptırdığı bir evde saklanmışlar. Ne yazık ki 1944 yılında bu gizli ev ortaya çıkmış ve küçük kız götürüldüğü toplama kampında 8-9 ay sonra vefat etmiş. Anne Frank bu dönemde ki yaşamlarını günlüğüne yazmış. Böylece gelecek kuşaklara, nasıl bir hayatın içinde yıprandıklarını anlatabilmiş. Anne’nin günlüğü bulunduktan sonra; bu ev müze olarak restore edilmiş.

Amsterdam’da önünde en fazla kuyruk olan müzelerden biri Anne Frank’ın Evi olsa gerek. Evi ziyaret edebilmek için yaklaşık bir saat bekledik. Kütüphane ile kamufle edilmiş evin, daracık girişinden geçerken; tüylerim ürperdi. Piyanist ve Schindler’in Listesi gibi filmleri izlerken hissettiğim hüzüne kapıldım. Camdan bile dışarı bakamadan 2 yıl boyunca o küçücük evde kimbilir, nasıl yaşamışlardır diye düşündüm. Üstelik sonunda baba Otto Frank dışında hiçbirinin kurtulamaması içimi daha da burktu 😦

Seks Müzesi,

Hani ortaokul yıllarında vücutta ki sistemler öğrenilmeye başlanır. Sindirim, sinir, boşaltım derken; yıllarca tabu olup ne ailenizde, ne çevrenizde pek bahsedilmeyen üreme sistemine geçilir. İşte o konu işlenmeye başlayınca saçma-sapan bir gülümseme oturur çoğu öğrencinin yüzüne. Hem masum bir utangaçlık vardır, hem merak, hem de eşeğin aklına karpuz kabuğu düştü misali hin bir sırıtış…

Böyle gevrek bir yüz ifadesi ve dınının dınının ruh hali içinde ziyaret etmedik seks müzesini. 3 kattan oluşan bir seks müzesinde bu kadar çok ne sergileyebilirler ki, merak ettik. (insanın başına ne gelirse meraktan zaten 🙂 )

Müzede; (Kibele) Bereket tanrıçası’nın yüzyıllar öncesinden kalmış heykelciklerinden tutun, Roma ve Yunan toplumlarında eski çağlarda oyulmuş çıplak erkek heykelleri gibi tarihi eser niteliğinde objeler olduğu kadar; zamanında tüm dünya’nın beğendiği Marilyn Monroe gibi kadınların yarı çıplak fotoğrafları ve fantezi içerikli iç çamaşırları ve fantezi oyuncakları sergileniyor.  Bazı odaların ışıklandırmasını loşlaştırıp, ucube sesler de ekleyerek biraz tuhaf bir atmosfer oluşturmuşlar.

Madame Tussauds

Ünlülerin bal mumu heykellerinin olduğu bu müzede cozurtmak serbest. Brad Pitt’i öperek veya James Brown ile şarkı söyleyerek fotoğraf çektirebilirsiniz. Amsterdam’da en eğlendiğim ve şımardığım yerlerden biriydi.

Y.