HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Amsterdam’ Category

Gece Amsterdam

Üç hafta önce bir yazı yazmıştım, “Bir Başka Dünya Amsterdam” diye.

Müzeleri, Kanal Turları, Laleleri ve farklı Mimarisi gibi özelliklerinin yanında Amsterdam’da

Şu ünlü RedLight varyaaa…

Gündüzleri çok masum. Sıradan… Akşamları fuhuşun kalbinin attığı yer; aynı zamanda ailelerin bile turist olarak gezdikleri etrafında kafelerin olduğu bir sokak. Paralel caddelerinde leziz restaurantlar ve güvenle uyuyabileceğiniz oteller…

Bir gezgin olarak bu şehrin bu bölgesini görmemek, bu şehri eksik tanımak demek! Gidin-görün diye tavsiye etmiyorum ama Amsterdam’ın gerçeği diyorum! Öğrenilen kalıplardan, genel geçer anlayıştan, ne kadar uzak bir şehir olduğunu ancak buraları görünce anlıyorsunuz… Dejenere demiyorum! Aman ne güzel ‘özgürlükler ülkesi’ falan da demiyorum! Size bırakıyorum 🙂

Leidseplein yani Leidse Meydanı;

Amsterdam’da gecelerin en renkli olduğu meydanlardan diyebiliriz. Bir meydan düşünün dört bir tarafı tıklım tıklım insan dolu. Devamlı gösteriler yapılıyor. Pandomimci mi istersin, şarkı söyleyen gruplar mı, sihirbazlar mı, yetenek şovları mı…  Ayrıca etrafta istediğiniz damak tadına uygun restaurantlar veya kafelerde oturup bir şeyler yiyebilir, içebilirsiniz.

Reklamlar

Amsterdam Müzeler Cenneti II

Amsterdam’da ki müzelerden kısa notlara devam:

İşk ence Müzesi;

Alman arkadaşım Sabrina’nın, en merak ettiği müzelerden biriydi.

Hemen belirteyim, klostrofobik iseniz bu müze size gelmez! İnat ederseniz içeriden koşarak çıkma isteği uyandırabilir. Kapısına kadar merak içinde müzeye ulaşan turistlerin bir kısmı, müzenin giriş kapısını görünce eminim vazgeçiyordur! Müzeye girmek için, kocaman bir kapıdan geçip, aşağıya iniyorsunuz. Özetlersek; taştan duvarlar, hafif bir nem kokusu, loş bir ışıklandırma ve tüm bu atmosferin içinde tarihte bugüne kadar eziyet için kullanılmış aletler. Bu aletler o kadar ince detaylarla düşünülmüş ki; bunları icat edenler, zekalarını başka işlerde kullansalarmış bugün isimleri herkesce bilinen mucitlerden olabilirlermiş.

Müze; çoğu müzenin aksine akşam 11’e kadar açık! Etrafta bekleyen bisiklet taksilerde müzenin reklamları yapılıyor. Emin olmamakla beraber, bu bisiklet taksiler; müzeye turist taşımada kullanılan özel araçlar olabilirler.

Van Gogh Müzesi;

Amsterdam merkez tren garının önünden kalkan, 2 ve 5 numaralı tramwaylar müzenin tam önünde duruyor. I amsterdam yazısını karşınıza aldığınızda solunuzda kalan, Concertgebouw’u karşınıza aldığınızda sağınızda kalan yapı VanGogh Müzesi oluyor! Meydan’da ‘bu yapılardan hangisi VanGogh Müzesi acaba’ diye etrafına bakan birçok turist gördükte 🙂

Genelde müzeye bilet almak için en az yarım saatlik uzun bir kuyruk bekliyorsunuz. Vaktiniz yoksa daha önceden turist ofislerinden biraz farkla bilet alabilirsiniz! Müze’de VanGogh’un eserleri kadar, önemli başka sanatçıların da eserleri bulunuyor. Bir de dönemlik sergiler açılabiliyor. Biz gittiğimizde Picasso’nun eserlerinden oluşan, misafir bir sergi vardı. Çok heyecanlandım ancak Picasso’nun ilk resimlerinden oluşuyordu. Benim sevdiğim Picasso’nun tarzını değiştirdikten sonra ki dönem eserleri olduğu için, baştaki heyecanımla sergiyi gezemedim 😦

Y.

Amsterdam Müzeler Cenneti I

Amsterdam’a gittikten sonra, anladım ki herşeyin müzesi olabilir. Peçete koleksiyonlarının bile müzesi açılabilir… Amsterdam’da ki bu müze çeşitliliğinden, her şehirde karşılaşılamayacak, en sıradaşı gelebilecek müzeleri seçmeye çalıştım.Anne Frank’ın Evi,

Anne Frank 1942 yılında Amsterdam’da yaşayan yahudi bir ailenin 13 yaşında ki kızı. Nazi soykırımı döneminde 2yıl boyunca, baba Otto Frank’ın ofisin çatı katına, gizlice yaptırdığı bir evde saklanmışlar. Ne yazık ki 1944 yılında bu gizli ev ortaya çıkmış ve küçük kız götürüldüğü toplama kampında 8-9 ay sonra vefat etmiş. Anne Frank bu dönemde ki yaşamlarını günlüğüne yazmış. Böylece gelecek kuşaklara, nasıl bir hayatın içinde yıprandıklarını anlatabilmiş. Anne’nin günlüğü bulunduktan sonra; bu ev müze olarak restore edilmiş.

Amsterdam’da önünde en fazla kuyruk olan müzelerden biri Anne Frank’ın Evi olsa gerek. Evi ziyaret edebilmek için yaklaşık bir saat bekledik. Kütüphane ile kamufle edilmiş evin, daracık girişinden geçerken; tüylerim ürperdi. Piyanist ve Schindler’in Listesi gibi filmleri izlerken hissettiğim hüzüne kapıldım. Camdan bile dışarı bakamadan 2 yıl boyunca o küçücük evde kimbilir, nasıl yaşamışlardır diye düşündüm. Üstelik sonunda baba Otto Frank dışında hiçbirinin kurtulamaması içimi daha da burktu 😦

Seks Müzesi,

Hani ortaokul yıllarında vücutta ki sistemler öğrenilmeye başlanır. Sindirim, sinir, boşaltım derken; yıllarca tabu olup ne ailenizde, ne çevrenizde pek bahsedilmeyen üreme sistemine geçilir. İşte o konu işlenmeye başlayınca saçma-sapan bir gülümseme oturur çoğu öğrencinin yüzüne. Hem masum bir utangaçlık vardır, hem merak, hem de eşeğin aklına karpuz kabuğu düştü misali hin bir sırıtış…

Böyle gevrek bir yüz ifadesi ve dınının dınının ruh hali içinde ziyaret etmedik seks müzesini. 3 kattan oluşan bir seks müzesinde bu kadar çok ne sergileyebilirler ki, merak ettik. (insanın başına ne gelirse meraktan zaten 🙂 )

Müzede; (Kibele) Bereket tanrıçası’nın yüzyıllar öncesinden kalmış heykelciklerinden tutun, Roma ve Yunan toplumlarında eski çağlarda oyulmuş çıplak erkek heykelleri gibi tarihi eser niteliğinde objeler olduğu kadar; zamanında tüm dünya’nın beğendiği Marilyn Monroe gibi kadınların yarı çıplak fotoğrafları ve fantezi içerikli iç çamaşırları ve fantezi oyuncakları sergileniyor.  Bazı odaların ışıklandırmasını loşlaştırıp, ucube sesler de ekleyerek biraz tuhaf bir atmosfer oluşturmuşlar.

Madame Tussauds

Ünlülerin bal mumu heykellerinin olduğu bu müzede cozurtmak serbest. Brad Pitt’i öperek veya James Brown ile şarkı söyleyerek fotoğraf çektirebilirsiniz. Amsterdam’da en eğlendiğim ve şımardığım yerlerden biriydi.

Y.

Amsterdam Kanal Turları

Gökyüzünden bakıldığında, Amsterdam şehir merkezi; kara parçası-kanal, kara parçası-kanal şeklinde görünüyor. Bu sayede kanal botlarıyla neredeyse şehrin tamamına, turistik bölgelere, müzelere ulaşabiliyorsunuz. Kanal turlarının başlangıç noktası hemen Amsterdam tren garının karşısında. Bileti hemen binmeden alabiliyorsunuz. Kanal turu saatlerini turist bilgilendirme ofisinden sorabilirsiniz.

Bütçenize göre farklı kanal turları var. Akşamları kanalda gezinirken, fix menü yemeğinizi yiyebileceğiniz veya cheese&wine (şarap-peynir tabağı) şeklinde kanalda tur yapabileceğiniz botlar da var. Evlenme teklifi için sağlam bir bütçe ayıran varsa, bu kanallarda bir akşam turu ayarlamak hiç fena fikir değil! Amsterdam’ın kanallarında gezinti yapmak için illa lükse kaçmanız gerekmiyor. Sabah turları nispeten daha uygun oluyor. Bizim bindiğimiz bot gibi, kanalda aralıksız 1saat gezdirenler 10€. Rehberler yanından geçtiğimiz yapılar hakkında da bilgi veriyorlar. Aynı zamanda hop on, hop off kanal turu dedikleri bir seçenek daha var. Tüm gün geçerli olan bir bilet alıyorsunuz, nasılsa tüm müzelerin önünde ya da yakınında durduğu için; Amsterdam’ın içinde ulaşım aracı olarak bu kanal botlarını kullanabiliyorsunuz.

Kanal turu artık adım atacak haliniz kalmadığı halde gezme isteğiniz devam ettiği durumlarda oldukça verimli bir seçenek olabilir. En azından bizim için öyle oldu.

Sea Palace

Kendimizi araba zannedip yine kilometrelerce yürümüştük. Daha da yürümek istiyorduk ama, ayaklarımız bize küfür ediyordu. Biz de yorgun bacaklarla yapılabilecek en akıllıca şeyi yaptık. Atladık Amsterdam kanallarında bir gezi botuna, şehri bir de aşağıdan yukarıya izledik…

Sevimli dekorlarıyla kanal evlerinin yanından geçtik.

Skinny Bridge’ın, Anne Frank House ve birçok ünlü yapının önünden geçtik.

Amsterdam’da kanal turu yaparken, kişiye özel botları ile kanalda gezintiye çıkmış, birde kendilerine çilingir sofrası kurmuş pek çok gruba rastladım. Üniversite yıllarından kalma anılarımı hatırlattığından belki de, çocuklar gibi el sallamak geldi içimden. Yaptım da! Onlarda gülümseyerek kadeh kaldırdılar bana, bu çocuk ruhlu yabancıya 🙂

Üniversitede denizci bir Seçkin abimiz vardı. Kendine ait küçük yelkenlisi ile İstanbul Boğazı’nda dolaşmak bize de kısmet olmuştu. Çok keyif almıştım. İstanbul’da yaşıyorsan, hayat işte böyle birşey diye geçirmiştim içimden.  Amsterdam’da keyif yapmak da, kanalda özel botunla, arkadaşlarınla parti yapmak heralde…

Y.

Amsterdam Şehir Turu /City Tour

Amsterdam’a kara yolu ile gitmiyorsanız, büyük bir ihtimalle şehre Amsterdam ana tren garından giriş yaparsınız. Hiç aklımda yokken, Amsterdam’a yolum iki kez düştü. İlk gidişimde Almanya’dan trenle Ams. tren garına, ikincisinde ise Türkiye’den uçakla Schipol Havalimanı’na vardım. Farketmiyor, Schipol Uluslararası Havalimanı’ndan da tren ile 20dakikada ana tren garına ulşılıyor. (2011 bilet ücreti 3,60€)Tren Garı’ndan hemen çıkışta solda, turist bilgilendirme ofisi var.  Toplu taşıma araçlarını sık kullanacaksanız; sınırsız otobüs ve tramway kullanabileceğiniz günlük, üç günlük ulaşım kartlarından alınabilir. Bisiklet kiralamak şehir içinde gezmek için güzel bir alternatif. Amsterdam’ın gece hayatına yakın olmak isteyenler, Leidseplatz çevresi veya tren garının çevresinde bir otel ayarlasa daha rahat eder.

Biz ikinci gidişimizde otelimiz biraz uzak olduğu için toplu taşıma araçlarını daha çok kullandık ama ilk seferde hemen garın paralelinde Flying Pig Downtown Hostel’de kalmıştım. Her yere (daha&helliip;)

Başka bir Dünya Amsterdam /Other World Amsterdam

Kimi şehirlere biraz huzur bulmak için gidersiniz, kimine karda kayak yapmak için. Bazen sadece deniz kum ve güneştir amaç.

Ya Amsterdam…

Bu şehri gerçekten sınıflandıramıyorum. Genelde ilk akla gelen su kanalları, bisikletliler ve red light district olsa da Amsterdam bundan daha fazlası. Bir yandan en önemli sanatçıların eserlerinin sergilendiği müzeleri barındıran, öte yandan farklı ahlaki kuralların işlediği, tüm dünya’dan izole bir şehir!

Coffee shopları duymuşsunuzdur. Duymayanlar için; buralarda kahve satılmıyor. Hollanda’da bağımlılık yapmayan, düşük dozlu uyuşturucular yasal. Sertifikası olan coffee shoplarda; keklerin içinde ya da ot olarak satılabiliyor. Üniversitedeyken Hollanda’ya yarım dönem okumak için gitmiş bir arkadaşımın, yurt arkadaşı mutfak masasının üzerinde yarım kalıp space keki görüyor. Bu masum görünüşlü space keklerin neler yapabileceğinden habersiz; “ooo pek de lezzetliymiş” diye aç karnına sütle birlikte koca keki mideye indiriyor. Sonrasında onun için trajikomik, (daha&helliip;)