HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Archive for the ‘Türkiye /Turkey’ Category

Özlemiştik Bu Nostaljiyi

Amsterdam yazıları devam ediyor ama bugün bekletmeden hemen paylaşmak istediğim İzmir’e ait bir yazıyı paylaşıyorum.

Anaokul yıllarında oturduğumuz semtte bir açıkhava sineması vardı. Havalar düzelmeye başladı mı, Cuma akşamının en güzel eğlencelerinden biri olurdu. Annem sandviçler hazırlar, babam nöbet ertesi yorgun haline rağmen o sinemaya gidilirdi. Tahta rahatsız sandalyeler kaba etlerimizi acıtmasın diye minderler götürülürdü. Sadece sinema değil, gidiş yolu da benim için başlı başına eğlence kaynağıydı. Şehir çocuğu olmanın dezavantajlarından biri de bisiklet sürecek doğru-dürüst yollar bulamamaktır. Sinemaya giden yol üzerinde, koskocaman bir meydandan geçilirdi. Babam dört tekerlekli araba-görünümlü bisikletimi taşır, o meydanda kullanmama izin verirdi.

Açık hava sineması, normal sinemalardan farklıydı. Yıldızlar gökyüzünden sizinle beraber izlerdi filmleri… Sinemanın kantininde ayçekirdeği (avrupalı’ya göre papağan yemi) satılır, herkes çit çit çiğdem çitlerdi. Kimse bir yabancı gibi gelip-gitmez; yanınızda getirdiğiniz erzakları etrafınızda oturan sinemaseverlerle paylaşırdınız. Güzel günlerdi… Lisedeyken o sinema kapandı. Modern hayatta bu alan, dev ekranda futbol gösterimleri yapan bir çaybahçesine dönüştürüldü. Biz ise, Özlemiştik çocukluktan kalma bu Nostaljiyi…

Birkaç ay önce, Charlie Chaplin ile ilgili bir makaleyi okurken onun ilk sesli filmi “Great Dictator”u izlemeyi kafama koymuştum. Filmi bulmuştum, bilgisayarda boş bir günümüzde izleyecektik. O sırada… üye olduğum gruptan bir mail geldi. 3Ağustos 2011 günü Tarihi Havagazı Fabrikası’nda Charlie Chaplin/ Great Dictator açıkhava film gösterimi yapılacak! Nostaljik bir filmi, açıkhava bir sinemada izlemek…

1860’lı yıllarda İzmir’e Fransızlar tarafından, aydınlatmada kullanılması amaçlı havagazı fabrikası kurulmuş ancak elektrik üretilmeye başlanınca I.Dünya Savaşı sonlarında bu fabrika kapanmış. Çocukluğumda Alsancak Garı’nın ve stadın hemen yanında ki; bu harabe yapının önünden sıkça geçerdik. Benim için terk edilmiş-eski bir yapıdan ibaretti. 2007 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, İzmir’de günümüze kadar kalan tarihi yapıları restore edip, kültür-sanat merkezi haline getirmek için çalışmalar başlatıldı.

O akşam Serkan ve Ayşe’de bize katıldı. Ilık esen rüzgar eşliğinde, minderlerin üzerinde bu filmi izlemek de varmış… Çok keyif aldık!

Tarihi havagazı Fabrikasının restorasyonu ve özellikle gece ışıklandırması çok güzel olmuş. (Ağaç azlığından dolayı güneş altında cascavlak sıcak gelebilir sanki.) Yine de bir sabah gidip bu ortamın fotoğraflarını çekeceğim ve sizin için bloga yükleyeceğim. Burada pek çok gösteri ve ücretsiz konserler yapılıyor. Bir gece bunu deneyimlemenizi tavsiye ederim.

Y.

Bursa-Uludağ : Türkiye

Haftasonu, İstanbul’a uçak biletimiz vardı. Üniversiteden arkadaşlarımızla buluşacaktık. Perşembe günü eşim hadi kış bitmeden kar tatili yapalım diye bir fikir ortaya attı. Böylece kısacık Uludağ planı yapmış olduk.

We had flight tickets to Istanbul last weekend. We were planning to meet with our old university friends. My husband suggested to go to Uludag. March is the last month for winter sports in Uludag.

Cuma gecesi İstanbul’da arkadaşlarımızla buluştuk ve otobüs saatine kadar bir arkadaşın evinde yarı uyur, yarı uyanık oturduk. Sabah otogardan otobüse bindik, 9:30 gibi Bursa’ya vardık. (*Uludağ’a toplu taşıma araçları ile çıkacaklar otogardan taksi ile 90-100TL’ye (2011 fiyatları) veya minibüsle Tophane’ye giderek oradan 60-70TL’ye (2011) taksiye binebilirsiniz. Tophane’den minübüslerle de Uludağ’da otellerin önüne kadar çıkılıyor.) Zaten kısa zamanımız olduğu için taksi ile otogardan direk Uludağ’a taksiye bindik. Yaklaşık 1,5 saat sürüyor.

Yukarda herşeyin fiyatının 3 katı olacağı düşüncesiyle yolda taksi şöforumuz Ali abi bir marketin önünde durdu. Kahvaltılık peynir, ekmek aldık. Milli Park’a giriş yaptıktan sonra bile, dağ yolunda epeyce bir süre kar göremedik. Tam kayabilecek kadar kar var mıdır diye düşünürken, etrafımız tamamen bembeyaz oldu. Otelimize yerleşmeden önce, gidip snowboardlarımızı kiraladık. (Uludağ’da bulabileceğimiz en düşük fiyatlı otelde yer ayırtmıştık. Hostel kıvamında bir yerdi. Bir odada 6 kişiye kadar kalabiliyorsunuz.)

Telesiyej ile yukarı çıkarken sucuk ekmek kokuları burnumuza o kadar iştah açıcı koktu ki, aldığımız peynir ekmeği akşamüstü tüketmeye karar verdik ve yarım ekmek arası sucukları afiyetle yedik. Kar üstünde mangalın olmazsa olmazıdır heralde sucuk 🙂 Yemeğin üstüne çaylarımızı da içip, snowboardlarımıza koştuk. Kayak parkurunda kar temizdi, buzlanmada olmadığı için rahat kayılabiliyordu. Acemi snowboardcular olarak kendimize aşırı güvenince, kendimi tepeden aşağıya yuvarlanırken buldum.  O an karın soğuğuyla hiçbir şey olmadı zannedip, 1 saat kadar daha kaydık. Akşam yemeği için otele döndük. Sıcağı yedikçe sırtımda oluşan morlukların acısı hissedilir oldu. Gece boyu beni uyutmayacak olan acıyı yeni hissetmeye başlamıştım.

Akşam yemeği, otelin genel görünümüne oranla çok daha iyi bir performansa sahipti. Lezzetleri güzel, görüntü temizdi. Akşamı dağ manzarası izleyip, scrabble oynayarak geçirdik. İlk çektiğim 7 harf arasında J,Ğ gibi tüm nadir harflerin bulunması, bir de belimin ağrısı bile; Uludağ’a çıkmış olmaktan aldığım keyifi engelleyemedi. Tek keyifimi kaçıran pazar günü kayamayacak olmamdı. O da olsun.

Sabah uyandığımızda tipi bastırdı. Zaten meteorolojide pazar günü tüm Türkiye’nin soğuk havanın etkisinde kalacağı konusunda uyarmıştı. Tüm kayak ve snowboardcular kendilerini kayak pistine attılar. Sık geçilen bölgelerde aşırı buzlanma oldu. Pazar günü karda yürürken bile ister istemez kayıyorduk. Pazar sabahını, sakatlandığım için fotoğraf tutkunu olan bir arkadaşımla pistlere gidip fotoğraf çekerek geçirdik. Diğerlerimiz kaymaya devam etti. Sabah erkenden Ali abiyi aradık ve dönüş otobüslerimize yetişmek için öğlenden sonra bizi almaya gelmesini rica ettik.

Güzel bir haftasonu daha bitmişti. Böyle anlarda içimde garip bir his oluşur. Eve dönüyor olmanın mutluluğu ile seyahatin bitmesi üzüntüsü aynı anda çarpışır. Bu düşünce ile uyuyakaldım.

Uludağ’a tatile biraz daha hesaplı gitmek isteyenler için, yolda Ali abiyle muhabbet ettik. En uygun otel fiyatlarını tam yarıyıl tatili bitiminde haftaiçi bulabilirmişsiniz, bilginize!

Y.

Bisikletle Kordon Boyu : İzmir

Geçtiğimiz cumartesi gökyüzünün; kış ortasında perdelerini açıp, güneşin tatlı tatlı bize ulaşmasına izin verdiğini görünce; bisikletlerimizin 2 aylık süren esaretine son vermek istedik.

Güzelyalı Sahil

Önce yıllık bisiklet bakımı için, Güzelyalı’da ki bisikletçiye gittik, orada hangi güzergahta bisiklet süreceğimize karar verdik. Eğer Kemalpaşa tarafını tercih etmezsek, İzmir’de genelde 3 farklı sahil şeridine bisiklet sürmeye gidiyoruz.

Konak

Karşıyaka, Bayraklı veya Kordonboyu!  Güzelyalı’da bulunduğumuz için en yakın sahilden Konak’a oradan da Alsancak Limanı’na gidip, dönmeye karar verdik.

İzmir’e daha önce gelmemiş olanlarınız olabilir. İzmir’in Kordonboyu meşhurdur. Alsancak Limanı’ndan başlayıp, Konak İskeleye kadar olan bu yol üzerinde, iç tarafta yanyana dizilmiş sayısız kafe ve barlar yaz kış demeden hep doludur.

Tarihi Saat Kulesi ve Konak Meydanı

Deniz kıyısı tarafında ise yürüyüş yolu, bisiklet yolu ve çimlerin üzerinde arkadaşlarınızla oturabileceğiniz çim alan mevcuttur. Pek çok genci buralarda oturup, gitar çalarken, muhabbet ederken görebilirsiniz. İzmir’in en sevdiğim taraflarından biridir. Halk özel hayatında ne gibi sıkıntıları olursa olsun, eğlenmek için kendini dışarıya atmayı, sosyalleşmeyi sever.

Bir İstanbul aşığı olmama rağmen, Türkiye’nin başka hiçbir şehrinde göremeyeceğiniz kadar huzurludur İzmir’de insanların yüzleri. Belki de bakımlı İzmir insanı kaşlarının arasında bir kırışık iz olsun istememektedir.

Anma törenlerinin ve havai fişek gösterilerinin yapıldığı Cumhuriyet Meydanı

İşte bu nedenle sahil şeridinde bisiklet sürmek terapi gibidir, insana! Bisiklet üzerinde İzmir’in tarihi Saat Kulesi’nin önünden, Konak ve Alsancak iskelelerinden, Cumhuriyet ve Gündoğdu meydanlarından geçerken fotoğraflar çekmeyi de ihmal etmedik.

İzmir'de konser, miting gibi etkinliklerin düzenlendiği Gündoğdu Meydanı

Alsancak İskelesi

Bu fotoğrafları da geçtiğimiz sıra ile bu yazıma ekliyorum. Eğer İzmir’e turist olarak gelir ve bisiklet ile gezmek isterseniz. Günlüğü 10TL’ye Güzelyalı sahilinde ki bisikletçiden veya Cumhuriyet Meydanı’nda Swiss Otel’in sol yoluna girince sol tarafta bulunan bisikletçiden kiralayabilirsiniz.

İyi sürüşler!

Y.

Efes Antik Kenti: İzmir

İzmir’in merkezine 1 saat, Selçuk ilçesine ise 5 dakika mesafede bulunan Efes Antik Kenti…Nasıl Gidilir?

Özel arabanızla Aydın otobanından Selçuk’a gideceksiniz. Seçuk’ta Kuşadası’na doğru sapacaksınız, tabelaları takip ederek 5 dakika da bölgeye ulaşırsınız.

Otobüs ile Selçuk otogarına gidebilirsiniz. Buradan bölgeye minibüsler kalkıyor.

İzmir-Alsancak bölgesinde; içerisinde Meryem ana ve Şirince’yi de kapsayan günübirlik turlara kaydolabilirsiniz.

Her İzmirli çocuğun okul gezisi ile en azından bir kere ziyaret ettiği bir bölgedir burası. Bende birkaç defa gittim. İlk gittiğimde güneşin altında gölgesine sığınabileceğim taşlardan ibaretti. İkinci gittiğimde mükemmel akustiğe sahip olduğunu düşündüğüm tiyatroda ses denemeleri yapıp herkesin başını ağrıtan o küçük çocuklardandım :S

Celsus Kütüphanesi

Üçüncü gittiğimde; Efes Antik Tiyatrosu’nda henüz konserler yasaklanmamıştı ve Senfoni Konseri dinliyordum.  Sayısız gittiğim konser salonların hiçbirinde yakalayamayacağım kadar derinden yakaladı beni notalar. Gözlerim dolarak dinledim, Theodosii Spassov’a hayranlığımda ortamın büyülü atmosferinin büyük payı var!(Titreşimlerin tarihi eserlere zarar verdiği ve dolayısıyla insanların can güvenliğini tehdit ettiği için kentin restorasyonu süresince burada artık konser verilmiyor. )

Son gidişimde tarih üzerine yüksek lisans yapan Alman bir arkadaşımın tez konusuydu ‘Anadolu ve Yunan  Medeniyetleri’. Efes şimdi Efes olmuştu!

Yanında bilen biri ile gezilmeli tarihi eserler, kentler! Ya da her ören yerini detaylıca tanıtan; iyi broşürler, işitsel tanıtım malzemeleri olmalı! Ne zaman ki bir taş parçasının üzerindeki, üzüm işareti bir anlam kazanıyor; orada bir zamanlar yaşamış olanların hayatlarını anlıyorsunuz! Bugüne nasıl gelindiği daha netleşiyor sanki… (O dönemde her marketin tepesinde ne iş yaptığını gösteren simgeler bulunuyormuş. Mesela üzüm şarap satıcılarının göstergesiymiş. Terzinin simgesi farklı, kasabın farklı…) Bundan 100 sene önce hayat bugün ki gibi değildi. Kaldı ki 3000 senelik bir tarih yatıyor Efes Antik Şehrinde! (Efes’te tuvaletler, yanyana sıralanmış delikler şeklinde. Parkta oturur gibi muhabbet ederek, tuvalet yapılırmış. Bu deliklerin altından su kanalı geçiyor, bu o zamanlar pisliğin uzaklaştırılmasını sağlarmış. *ilkel kanalizasyon sistemi *Ayrıca şehrin zengin ailelerinin oturduğu evlerde de kalorifer sistemi bulunurmuş!)

Efes ile ilgili araştırırken öğrendiğim bir nokta daha var. Bugün Efes Antik Kenti olarak ziyaret edilen bölge 2000 yıl öncesindemiş. Selçuk ilçesi çevresinde 4 farklı bölgeye yayılmış Efes şehri. İlk gelenler Ayasuluk tepesine yerleşmişler, daha sonra Dünya’nın 7 harikasından olan Artemis tapınağı çevresinde yaşamışlar. Bugün ziyaret edilen şehire ise M.Ö. 300 yıllarında yerleşmişler. Gidip görmekte yarar var!

Y.

Ağva : İstanbul

Bugün Şile‘ye bağlı bir kasaba olan Ağva’yı yazacağım. Ağva; Şile merkeze 30-40 km kadar uzaklıkta, Göksu ve Yeşilçay nehirleri arasında kalmış şirin bir tatil beldesi.

Ağva which is 30-40 km away from Sile extends from Goksu to Yesilcay!  There are many hostels and small hotels near Goksu river.

Nehir üzerinde oteller

(by: Minas Miroğlu / Türkiye)

Göksu nehri boyunca birçok küçük ölçekli otel bulunuyor. Ahşap evlerden oluşan odalar çok yaygın 🙂 Bungalovlar ortama ne de çok yakışıyor…

Most of the hotels have different types of rooms. I like the chalets best… The landscape is amazing and the air is so fresh!

Deniz Bisikleti kiralayabiliyorsunuz, bazı otellerde bedava da olabiliyor!

Ben bir yeniyılımı orada geçirmiştim. Arkadaşlarımızla çok eğlendik. Şöminenin karşısında tabu oynadık, yanan ateşin sesini dinledik. Göksu nehrinde su bisikleti ile Deniz’e kadar ilerleyip, harika doğa manzaraları fotoğrafları çektik!

We went there once, to spend our New Year Holiday 🙂 It was a perfect trip.We had a great time with our friends. We sat in front of the fireplace playing a game, Tabu. We rode a sea cycle on the Goksu river and did not stop untill we reached to the Blacksea! We catched many good landscape photos!

İskelede, nehir kıyısında kahvaltı sonrası türk kahvesi keyifini de unutamam. Yeniyılı geçirmek için de gerçekten güzel bir seçenek. Biz kalabalık gittiğimiz için kendimiz eğlence gibiydik ama otellerin kendi eğlenceleri de oluyor 🙂 Zaten Ağva’ya ya kalabalık gideceksin, eğleneceksin veya şehir hayatından sıkılırsan kafa dinlemeye. Burada insan yazar olur dedirten tarz bir sessizlik, bir huzur…

I also wouldn’t forget the taste of the cafe I drank on the small pier, in front of the hotel! Agva is really a good choice to spend the New Year’s Day. We were a crowded group and  had our own party at the New Year’s day. But if you prefer the hotels organize some parties  🙂 Ağva is a place where you can have fun with a group or a place that you can find the piece when you are bored of the city life! You can be a writer in Agva …I have to mention the tasteful, fresh fishes in Agva! I also heard, that you can go for a fishing with the local people, if you have an interest in fishing!

Tatilden damağımda kalan lezzet ise tazecik, yeni tutulmuş balıklar! Bu arada ben görmedim ama balık tutma merakınız varsa, orada ki balıkçı tekneleriyle balığa çıkabiliyormuşsunuz diye duydum.

Günbatımı (by: Minas Miroğlu / Türkiye)

Son olarak, sevdiğinle başbaşa 3-4 günlük bir kaçamak için de romantik bir kasaba Ağva!

The last thing; Agva is a romantic place to spend the weekend with your  darling! You can take a bus from Sile to reach Agva.

Y.

Şile : İstanbul

Birkaç gündür yazı yazamıyorum. Yok mu yeni yazı diye mailleriniz geldikçe hem mutlu oldum hem de blogumu çok ihmal ettiğimi farkettim. Bugün İstanbul’un merkezine 70km uzaklıkta Şile’yi yazmaya karar verdim.

Today, I will write about Sile(Şile) where is 70km far away from Istanbul-Turkey!

Şile Kalesi

Şile; Karadeniz kıyısında sevimli bir sahil ilçesi. Yerli-yabancı turistlerin özellikle de İstanbulluların haftasonları kaçmak için sıklıkla tercih ettikleri Şile, doğallığını koruyan, sakin bir yer. Gerçi bölgeye Işık Üniversitesi’nin taşınması ile son yıllarda epeyce hareketlenmiş. Şile en çok şile bezleri ile tanınıyor, her yıl temmuz ayının sonu, ağustos ayının başlangıcı gibi ‘Şile Bezi Festivali’ yapılıyor.

Şile is a pretty, coastal district near Blacksea which is a town of Istanbul. It is a restfull, quiet place. Şile, where it keeps its natural beauty, known with its world famous cloth called ‘Şile Linen (Şile Bezi)’! It is a healty product that absorbs body perspiration. The town management organize the Şile Bezi Festival, at the end of july-every year!

Şile yamaçta ki kafeler

Yamaçtaki kafelerden Manzara1 (by: Orçun Tenker/ Türkiye)

Şile 3-4 günlük kafa dinlemek için ya da arkadaşlarınızla bir haftasonu kaçamağı için çok güzel. Plajlar mevcut, denize girebilirsiniz. Ancak aniden derinleşebildiği için sahipsiz, bilmediğiniz kıyılardan denize girmememizi tavsiye etmişlerdi!

Şile is a good place to have a piece of mind or to spend the weekend with friends! There are some beaches where you can swim. Some people warned us; avoid sea bathing in unowned beaches, the sea can deepen suddenly that you wouldn’t realise!

Şile'nin plajlarından birisi

150 yıllık tarihi deniz feneri hala kullanımda, içerisi de müze! Eski şile evleri arasında dolaşmak eğlenceli, ayrıca yamaca kurulmuş pek çok ev bugün kafe olarak hizmet veriyor ve manzaraları muhteşem! İlçe merkezinde ki pek çok sevimli dükkandan şile bezi elbiseler, tarihi deniz feneri heykelleri, hediyelik eşyalar alabilirsiniz. Şile’nin çevresinde de gezilebilecek birkaç tarihi kalıntı bulunuyor.

You should visit the historic lighthouse which is like 150 years old. The lighthouse is still active and there is a small museum inside it! Besides, around the lighthouse there are many cafes which are turned from a house. The view from the cafes are so nice! You can shop at the town center. Shops are small and pretty where you can find clothes from Şile Linen, small sculptures of the lighthouse and some gifts. Moreover, you can visit some historical places around Şile.

Yamaçtaki kafelerden Manzara2

Peki Şile’ye nasıl gidilir? Şile’ye özel aracınızla veya İstanbul-Üsküdar’da Harem’den kalkan halk otobüsleri ile gidebiliyorsunuz. Şehir dışından gelecekler için, Sabiha Gökçen Havaalanı’na inip, Üsküdar’a gitmek en rahat yöntem olacaktır.

So, how you can reach Şile… You can take the bus from Harem station / Üsküdar- Istanbul or you can rent a car. It tooks like 1,5-2 hour to arrive Şile!

Y.