HANGİ YÖNÜ GÖSTERİRSE…

Meersburg

Almanya, Avusturya ve İsviçrenin tam ortasında oldukça ünlü, turistik bir göl olan Bodensee(Konstanz Gölü) bulunuyor. Meersburg ise Konstanz Gölü’nün kıyısında; Almanya’ya bağlı sevimli bir şehir.

Orçun’un Almanya’da iş seyahati sırasında, 3 günlük boşluk olması ve benim de uygun uçak bileti bulmam; Meersburg’u ziyaret etmemize fırsat tanıdı. Son anda karar verip, 2gün kala otel rezervasyonu yaptırmaya kalkınca; istediğimiz fiyat aralığında kalacak yer bulamadık. Biz de Meersburg’da günübirlik gezip; başka bir şehirde konaklamaya karar verdik. (Eğer sezonda Meersburg’u ziyaret edecekseniz bence erkenden yer ayırtmakta fayda var!)

Uçağım İzmir’den Stuttgart’a direk uçtu. Orada orçunlar beni havalimanı’ndan aldılar. O gece Stuttgart’ta kaldık. Sabah erkenden çıkıp araba ile Meersburg’a yola koyulduk. Temmuz başı olduğu için tam su sporları dönemiydi. Meersburg’a yaklaştıkça, yolda tepelerine sörf tahtası bağlanmış arabalar artmaya başladı. Havada o yazlık mekanların rahatlığı hissediliyordu. Tam sıcak havalarda gidilecek, huzur dolu, rengarenk yazlık bir şehir!

Arabayı bulduğumuz bir otopark’a bıraktık. Turist ofisinden bedava bir harita istedik.  Zeplin Müzesi, Şarap Müzesi gibi birkaç seçenek arasından harita’nın ortasında, en dikkat çeken eski dönem kaleyi (Burg Meersburg) dolaşmaya karar verdik. (Şehir merkezi o kadar küçük ve sevimli ki; bu güzel şehrin dokusu yürüyerek keşfedilebiliyor.  Gerçi dik yokuşlar, antremanlı olmayan kişileri çıkarken biraz zorlayabilir.)

Kalenin girişine fotoğraf çekilmek için şovalye kıyafetli adamlar ile karşılaşınca kendimizi bir oyun veya filmde gibi hissettik. Kalenin içerisinde eski mobilyalar, kılıçlar, mızraklar… sergileniyordu ve toprak zenginlerinin avlanarak öldürdükleri hayvanların boynuzları duvarlarda  asılıydı.  Kalenin dışı tabiki taştan duvarlar ile örülü. Oldum olası  o soğuk taş görüntüsü ilgimi çekmiştir.

Kalenin içinde dolaşırken kendimizi manzarası oldukça güzel bir bahçede bulduk. Temiz hava da bu manzaraya eklenince; iştahımız açıldı. Sahilde yemek yeme hayalleri kurmaya başladık. Artık kale gezisini sonlandırma vaktinin geldiğini anlayıp, dışarı çıktık.

Yol boyunca renkli evlerin, güleryüzlü insanların enerjisi ile her dakika Meersburg’u daha çok sevdik. Bu gece burada kalamayacak olmamıza üzüldük. Sahilde sıra sıra restaurantlar arasından birine oturup balık siparişi verdik. Balık çok güzel pişirilmişti ve çok lezzetliydi. Yemekten sonra sahil boyunca yürüyüş yaptık. Göle doğru bir iskele uzatıp, en uç noktasına da Magic Column (Sihirli Sütun) adını verdikleri bir direk kondurmuşlar. İnsanlar burada dinlenip, kitap okuyup, güneşleniyordu. Hemen iskelenin yanından; göldeki şehirler arası ulaşımı sağlayan feribotlar kalkıyordu. Bir de baktım feribotun ismi Karlsruhe. Almanya’da benim bir dönem yaşadığım şehrin ismi. Orçun: ‘Burada da buldun Karlsruhe’yi’ diye bana takıldı.

Bütün bir günü burada geçirdikten sonra gece burada kalamayacak olmamız üzücüydü. İleride Bodensee çevresinde bir tatil yapmaya karar verdik. Sonra da bu sevimli şehri arkamızda bırakıp Münih’e doğru yola çıktık.

Y.

Reklamlar

Önceki yazı için : Sakız Adası Notları I

Duş alıp sinek kovucularımızı sürdük. Cumartesi akşamı bir Yunan tavernasına gitmeyi aklımıza koymuştuk. İlk önce adanın merkezi Chios’a gittik. Burada kesin bir taverna vardır diye düşünsekte sahil boyu kafeterya ve bar türevi restaurantlardan başka bir yer bulamadık. Orada hediyelik eşya satan dükkanlardan birine girdik ve tavsiye istedik. Bize havaalanı yakınlarında Mouses diye bir tavernayı önerdi.

Taverna’da genelde Yunanlılar vardı. Turist azdı, hatta ingilizce menüde yoktu. Yarım yamalak ingilizce bilen bir garsona yan masaların tabaklarını işaret ederek sipariş verdik. Ana yemek almamayı, onun yerine mezelerden oluşan bir sofra kurmayı tercih ettik. Patlıcan salatası, peynirli mevsim salatası, kalamar, börek, yoğurtlu birşeyler, yeşil sebzeli bir ezme…  Bu yeşil sebzeli meze nasıl yapılıyor bilmiyorum ama oldukça lezzetli! Yemeğimizi yerken bir yandan canlı yunan müziği dinleyip, bir yandan da dans eden çiftleri izledik. Bu arada adada yaş ortalaması çok yüksek. Tahminimce genç nufüs anakarada ki büyük şehirlere göç ediyor, emeklilik vakti gelenler de bu sakin adada yaşamak için geri dönüyor. Yemekten sonra pansiyona geri döndük. Yorgunluktan yattığımız yeri beğeniriz diye düşünüyordum ama sabah korkunç bel ağrısı ile uyandık. Yataklar sertti. Sabah pansiyon sahibinin eşinin hazırladığı lezzetli kek, limonata, reçeller ile kahvaltımızı ettik. Arabayı saat 1 gibi teslim etmeden, adanın kuzey tarafınıda hızlıca dolaşmaya karar verdik.

Chios’u geçtikten sonra kuzeye doğru, doğu sahilinde bu minik rüzgar değirmenleri ile karşılaştık. Orada kalamarların mürekkebini çıkarmaya çalışan birkaç balıkçı gördük. Yemesi çok lezzetli olsada; taşa vura vura mürekkep çıkartma işlemini izlemeyi benim pek içim kaldırmadı. Ben hep bu mürekkepler atılır sanırdım. Aslında kalamar mürekkebini İtalyan ve Rum aşçılar mavi makarna yapımında kullanırlarmış. İtalya’da deneme fırsatım olmuştu. Artık makarna çok mu kötü pişirilmişti yoksa mavi makarnanın lezzeti hakikaten mi kötü bilmiyorum ama hayatımda yediğim en kötü lezzetlerden birisiydi diyebilirim. Değirmenlerde birkaç fotoğraf çektikten sonra kuzeyde Marmaro ve Kardamyla yerleşim merkezlerini görmek için yola koyulduk.  Fakat yol üzerinde hala nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde, kendimizi çorak dağ başında hiçbir şeyin ortasında buluverdik. Yollar güzeldi devam etsek kesin bir yerleşim merkezine ulaşırdık ama kaybolunca yolda çok fazla vakit kaybettik ve arabayı teslim etmek için Chios merkeze dönmeye karar verdik.

Chios’un denize paralel bir alt caddesi alışveriş mağazalarının, marketlerin vs… bulunduğu bir cadde. Bir süpermarketten ekmek, peynir ve içecek aldık. İç tarafta bir parka oturup peynir ekmeğimizi yemeğe başladık. Biz ekmeği çıkartır çıkartmaz, heralde Chios’ta ne kadar aç güvercin varsa başımıza toplandı. Ben de yemek yerken; aç bir hayvan bana gözlerini dikerse çok rahatsız olurum. Önce kuşları kovalayıp kendimiz biraz yedik. Sonra kalan 1 ekmeği de onlara ufalayıp yemek yaptık. Karnımız doyduktan ve kuş sürüsünden paçamızı kurtardıktan sonra biraz alışveriş yapmak için mağazaları gezmeye başladık. Öyle çok alışveriş etmeyi sevmem ama Chios’un Mapivas diye bir reçel markası var. Şam fıstığı reçelinden, incire, kirazdan aklınıza gelebilecek en ilginç reçellere kadar pek çok çeşit üretiyorlar. Birkaç kavanoz reçel, ham sakız ve sakız likörü almaya kararlıydım. Hediyelik eşya dükkanlarından içeri adım atar atmaz yanınıza gelip size zorla içkilerinden, sakızlı şekerlerinden denetiyorlar. Kendinizi resmen o mağazadan alışveriş yapmak zorunda hissediyorsunuz. Bu arada her mağazada Türkçe bilen bir satıcı var. Türk turistlerin de çoğalması ile her yerde Türkçe ilanlar asılmaya başlamış. Adanın Türkiye’nin burnunun dibinde olması nedeniyle cep telefonu operatörümüz bile çekiyordu. Etrafta yunan harfleri ile yazılmış tabelalar olmasa, kendimizi hiç yabancı ülkede hissetmeyecektik.

Girdiğimiz dükkanlardan birisinde ki satıcı kız çok cabbar çıktı. Kız iki üç cümle kurdu, dedim “biz buradan birşey almadan paçayı kurtaramayız”. Hakikaten babamlar da, biz de istediğimiz herşeyi; kızın tatlı dili sayesinde oradan aldık. Sakız’a yolunuz düşerse Mapivas marka reçeli tavsiye ederim, kiraz reçelinin sosu sade dondurma ile çok güzel gidiyor. Bir ay sonra Samos’a giderken birkaç kavanoz daha reçel alırım demiştim ama ilginç bir şekilde o marka Samos Adası’nda satılmıyormuş. Belki de yerel bir markadır.

Alışverişimizi de yaptıktan sonra saat 4e geliyordu. Chios Liman’a gidip gümrükten geçtik. Feribotumuz gelmişti, vakit kaybetmeden feribotun üst katına gidip oturduk. 2ay önce Bora Bey’in blogunda okuduğumda Ege Birlik fiyatlarını kırdığı için, Ertürk firması yüksek bilet fiyatlarıyla sinek avlıyor yazmıştı. Baktım Ertürk Firması’nın da feribotu oldukça dolu gözüküyordu.

Y.

“Birbirimize olan sevgimiz, bizi dünyada en acımasız davrandığımız taraflar haline getirdi. Bazen olur öyle… İşte tam da bu yüzden; onunla geçireceğim zamanların, tatlı anılar olmasını istiyorum.”

Sakız Adası’nda haftasonu benim için çok önemliydi. Herşey güzel olsun istiyordum. Sabah 11 gibi Sakız Adası pasaport kontrolden geçip adanın ismini aldığı Chios yerleşim birimine giriş yaptık. Hemen bir araba kiralayıp; kalacağımız Voulamandis House nasıl bir yerdir, gündüz gözüne görelim istedik.

Voulamandis House eski bir ceneviz evi. Evin sahibi burayı pansiyon haline getirmiş. Sıradan bir otelde kalmak yerine bu pansiyonda kaldığımıza çok memnun olduk. Evlerin çoğu özel mülk ve dış cepheleri duvar ile çevrili. Sakız Adası’nın tanıtım broşürlerinde bahsedilen ceneviz evlerinin içini başka türlü göremezdik. Stratos Bey, bizi havaalanının yanında ki süpermarkette karşıladı. Arabaların ancak tek yöne hareket ettiği dar sokaklarda Voulamandis House’ı bulmak pek kolay olmazdı. Evin kapısından girince geniş bir avlu var.  Avlunun ortasında ki süs havuzunda 1700lü yıllardan kalma bir taş bulunuyor.

İleride portakal ve limon ağaçlarının, kümes hayvanlarının olduğu 12 dönüm bir bahçe var. Sabah kahvaltınızı; taze yumurta ve evin hanımının, bahçenin ürünlerinden hazırladığı reçeller, portakal suları ile yapıyorsunuz. Tek sorun yatakların biraz sert olması.

Voulamandis House web sitesi

Odamıza eşyalarımızı bırakıp, Emporios plajını görmeye gittik. Plajın özelliği simsiyah iri taşlardan oluşan bir sahil olması. Deniz masmavi beni çağrıyordu ama bendeniz bu güneşin altında denize girmekten hoşlanmıyorum. Zaten bu siyah taşlı sahillerden Türkiye’de de var. Tercihim plajın kum olması. Lafın özü, ünlü Emporios plajı benim pek ilgimi çekmedi. Şansımızı bir de Komi plajında denemeye karar verdik. Karnımız da acıkmaya başlamıştı. Yanımızda bulunan peynir ekmeği bozulmadan; öğle yemeği olarak yemeğe karar verdik. Komi plajında bir bakkalın önünde durup içecek aldık. Bakkalın kapısının önünde mavi bir masa duruyordu. İçeceklerimizi içerken biraz oturup oturamayacağımızı sorduk. Sıcak kanlı bir arkadaştı. Elimizde peynir ekmekleri de görünce masayı gölgeye çekti, ‘burada oturun daha rahat olur’ dedi. Saat 1 olmuştu, en az üçe kadar denize girmeyeceğimizden Pyrgi’yi görmeye karar verdik.

Ben karakteri olan şehirleri, kasabaları gezmekten çok keyif alırım. Sadece ona has olan bir özelliği olması o şehre saygımı arttırır. Bu Pyrgi’nin de evleri çok ilginç. Sakız’a gidenlere görmeden gelmeyin diye not düşebileceğim bir yer. Bütün evlerin dış cepheleri süslü süslü boyanmış. Daha doğrusu duvarlara sıva atılmış ve sonra kazınarak duvarlar süslenmiş. Yalnız burada yaşamak çok sıkıcı olurdu. Duvarlarda bu kadar fazla şekil, insanın bir süre sonra üstüne gelmeye başlıyor. Kahvede oturan yaşlı amcalar ve bizim gibi turistler hariç sokaklarda pek insan yok, onun yerine bol bol kedi var.

Pyrgi’den sonra Mesta’ya gittik. Sakız Adası’nda en sevdiğim yerleşim birimi burasıydı. Yaz sıcağına rağmen, hava akımı ve gölge sayesinde oldukça serindi. Labirent şeklinde duvarlarla örülmüş bir kasaba. Burayı savaş zamanlarında savunmak çok kolay oluyormuş. Kapılardan tek insan geçebiliyor. Askerler kapıları tuttumu, düşman askerlerinin şehre girmesi neredeyse imkansız. Evlerin kapılarının önünde saksı saksı çiçekler, insana mutluluk veriyor.

Mesta’dan sonra hemen yakında ki Limenas’a gidip bir restauranta oturduk. Birşeyler içip, kalamar yedik. En son bize sakız likörü ikram ettiler. Sakız likörünün içine kiraz reçeli koyup, servis etmeyi de ilk orada öğrendim. Saat dörtbuçuk olmuştu. Karfas plajına gidip (kum sahil)  denize girdik. Oradan akşam dışarı çıkmadan duş alıp, giyinmek için Voulamandis House’a geri döndük.

Y.

El Elden Üstündür

Bir kaç gün önce Valizimde olmazsa olmaz yazımı yayınladım. Aklımıza ilk anda gelmeyen ama gezi süresince yanımızda olmazsa; o geziyi kabusa çevirebilecek, alınması gerekenleri yazdım. Ancak bir geziye hazırlanırken; bazen bırakın akla pek gelmeyen eşyaları -diş fırçası, çorap- gibi çok gerekli olanları bile yanımıza almayabiliyoruz.

Nihani Bey; o gün bana, her tatilden önce gidecek eşyaları kontrol etmek için hazırladığı listeyi  mail attı. Oldukça detaylı ve  işinize yarayabilecek bir liste olduğu için buradan paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim

geziye-veya-tatile-giderken-alinacaklar

Chios Island : Greece

Sakız Adası: Yunanistan Türkçe için tıklayınız

My favorite city in Turkey is Istanbul but there exist so many advantages to live in Izmir during summer time. You really do not have to take a vacation from work since you have several options to go for swimming or spend your weekend around Izmir. One of the option is Chios Island; which is a Greek Island just 1,5 hour far away from Izmir-Çeşme harbour

Çeşme is a township in İzmir boundaries, which is 80 km far away from city center. It is pretty easy to take bus to Çeşme from İzmir city center. It is really convenient to reach Chios Island from Çeşme’s harbour. The return ferry ticket is just for 11€- 16€ (changes according to the season).

It is one and a half hour journey but be careful about the time you choose to visit the island. Chios Island is more alive during summer season. If you prefer calmness and silence then I’d suggest you to visit Chios during april, may or late september and october. If you are not a citizenship of European countries, you should get schengen visa to step on Chios island.

I have never tried public transportation in the island so I have no idea how much it costs or etc… but I have seen just one bus during the 2 days that I stayed there. Also one of my friend told me that taking a taxi was expensive and there was really rare public transportation in Chios.  Therefore we hired a car for a day.  It costs around 40€ during peak tourism season. You may bargain for price except summer. There are several car rentals near chios harbour.

Mastic tree is speciality of the island.  It is not a surprise that, the favorite tastes of Chios Island are made of mastic.  Essence is used to produce many different flavours as Mastic liqueur(which is my favorite), mastic jam, candies, delights…   The island is surronded by mastic trees. The resin, coming from tree’s body can be chewesd raw; the taste is like no sugar chewing gum. 

There are two alternative ferry-boat firms working between Chios Island and Çeşme Harbour – Ertürk and Egebirlik

(The prices are adopted to seasonal factors: For price checking)

Y.

Geçtiğimiz sene leyleği havada gördük. Yıllık izinlerimizde çıktığımız tatillerimizden ayrı; ocak ayından beri, her ay şehir dışında bir arkadaşımız evlendi. Orçun’un devamlı iş seyahatlerine çıkmasını saymıyorum bile. Normal koşullarda kilerde duran valizimiz, kilerde ki yerini unuttu; evin ortalık yerinde hazır asker gibi bekliyor. Ben de sık sık hazırladığım valizler sayesinde, eşya toplama sanatında kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Deneyim kazandıkça, valiz hazırlarken hiç aklımıza gelmeyecek ama seyahatte hayat kurtarıcı eşyalar olduğunu farkettim. Hatta geçtiğimiz aylarda gezgin grubumuzla da bu konuyu tartıştık. Benim de aklıma gelmeyen birkaç eşyayı daha hatırlattılar. Bavulunuzu hazırlarken yardımcı olması açısından size bir “valizimde olmazsa olmaz listesi” hazırladım.

Çok yürümekten oluşan pişiklere veya güneş altında gezmekten oluşan yanıklarına Bepanthene Krem,

Soğuk rüzgara maruz kalabilirsiniz. Suda eriyen C Vitamini,

Alerji Hapı,

İğne iplik, Çengelli iğne,

yarabandı, kas gevşetici merhem,

fotoğraf makinesi, güneş gözlüğü,

güneş kremi, şapka

kimlikler ve az para, daha ziyade kredi kartı!

bulunduğunuz bölgenin yol haritası,

Yurtdışına gidecekler için ayrıca;

pasaport,

yurtdışı sağlık sigortası,

asya ülkeleri gibi, gidilen yerlerde ingilizce bilme oranı çok düşükse sözlük.

Benim aklıma gelmeyen sizi ekleyecekleriniz de var mı? Şimdiden keyifli seyahatler…

Y.

Sakız Adası: Yunanistan

CHIOS ISLAND: GREECE For English Click Here

Ben bir İstanbul aşığıyım ama İzmir’de yaşamanın avantajlarını görmezden gelemiyorum. Havalar ısındımı; izin günlerinden harcamadan her haftasonu izmir çevresinde tatil yapma imkanı, çok havalı 🙂 Şimdi İzmir’den haftasonu gidilebilecek yeni bir rota daha var.  Sakız Adası!Ada hep vardı tabi 🙂 ancak haftasonu gitmek için maliyet çok yüksekti. Türkiye’de burnumuzun dibinde ki adaya ödediğimiz feribot parası yüzünden kimse Sakız’a gitmeyi düşünmüyordu. Egebirlik yazın gidiş-dönüş bilet fiyatlarını 11€-16€ aralığında tutunca; bu sene Sakız Adası, Türk turistlere daha cazip bir seçenek oldu.

Çeşme Limanı’ndan kalkan feribotlarla Sakız Adası’na birbuçuk saatten az bir sürede ulaşabiliyorsunuz. Sakız’ın asıl sezonu yaz ayları! Ben sakinlikten hoşlanırım diyenlerdenseniz; adanın nisan, mayıs, eylül ve ekim ayları bir haftasonunuzu değerlendirmek için ideal. Yeşil pasaportlulara vize yok. Umumi pasaportlara schengen vizesi isteniyor.Adanın toplu taşıma sistemini kullanmadım, nasıldır bilmiyorum. Orada kaldığım iki gün boyunca hiç otobüs, dolmuş görmedim. Bir arkadaşım da çok sık araç bulunmuyor, taksiler çok pahalı demişti.   Biz de günlük araba kiraladık. Sezonun en kımıl kımıl olduğu dönemler günlük 40€’ya araba kiralanabiliyor. Bu fiyat, sezon dışı pazarlıkla oldukça düşer. Sakız Adası’nın liman gümrüğünden çıkınca hemen yol üzerinde 3-4 tane araba kiralama acentası var.

Sakız Adası’nın meşhurları adı üstünde sakız ile ilgili herşey… Sakız reçeli, sakız likörü, ham sakız ve diğer reçeller… Ham sakız ilginç birşey. Adanın dört bir tarafı sakız ağaçları ile dolu. Bu ağaçların gövdesinden, odun kısmından bir reçine akıyor. Açık beyaz renkte bu reçine çiğnediğimiz ham sakızın ta kendisi. Sahipsiz olan, yol kenarında gördüğümüz sakız ağaçlarından birazcık alıp tattık. Ham sakızın acımtırak bir tadı var.Belki 2011 sezonu kapanmadan gitmek isteyenler olabilir. Şu an için (2011) Sakız Adası’na Ertürk ve Egebirlik firmaları yolcu taşıyor.

(Sezon dışı egebirlik fiyatlar değişiyor: Fiyat Bilgisi için)

Y.